Mahalleler hangi sokakta başlar, hangi sokakta biter, kim nasıl o mahallenin üyesi olur hiç anlamazdım ama “Aşağı mahalleden çocuklarla maç yapıyoruz, toplanın gidiyoruz” çağrısı ile mahallenin belirli çocukları bir araya gelir maça giderlerdi. Harika birşeydi bir yere ait olma duygusu, hele bir de çok iyi bir futbol takımınız varsa gururla derdiniz “ben …… mahallesindenim”, çocukluk iste. Aynı mahalle içinde kimse kimseye yamuk yapmaz (genelde), diğer mahallelerden birisi canını sıksa seni savunacak abilerin vardır, maçlardan sonra arkadaşça gidip (mucizevi bir şekilde cebinde para varsa) kolanı içer, dondurmanı yerdin, en güzeli de arkadaşların vardı, her an yanında olabilecek. O zamanlardan canımı en çok sıkan şey işlik çalamamaktı. Evden çıkan işaret ve başparmağını ağzına götürüp tız bir işlik çalardı; böylelikle bunu duyan diğer çocuklar ıslıkla cevap verip yerlerini bildirirler ve buluşurlardı (GPS sisteminin ilk uygulanısı buydu sanırım). Ben işlik çalamadığım için sağda solda dolaşıp milleti arardım, delikanlılık ayağına bağıra çağıra da kimseyi arayamadığımızdan tabanlar biraz şişerdi.

Çocuklar dışında, mahallenin amcaları, teyzeleri, hemen her gün gidip geldiğiniz komşuları, delileri, türlü türlü karakterleri olurdu. Misal, boksör amcamız vardı, alkolik, evlerinden yüzlerce şişe çıkarırdı her hafta sonu, bunları satar, yeniden alkol alırdı kendisine. Ayık olduğu zamanlar (haftada 1-2 saat) bizi toplar boks öğretirdi; al gardini, koru yüzünü, söyle vur, böyle savun vs. vs.

Sanırım benim ki mahalle ve komşuluk kavramının son tatlı dönemlerini yaşayan kuşakti.