Bilgisayar Oyunlarim
Geçmiş Zaman Aralık 8th, 2005Tam ne zaman nasıl başladı hatırlamıyorum aslında. Sanırım 1990 yılıydı. İlk defa bilgisayarla tanışmıştım. Basic programlama dili öğretilen, orta halli bir kurstu o dönem okuduğum ortaokulda açılan. Bilgisayar oyunları ile de o dönem tanışmıştım. Düşündüğünüz gibi bir oyun bulup oynamaya başlamadım. Basic ile aptal bir oyun yazmıştım. Sadece sağa sola haraket eden o dönemin hayal gücü ile araba olduğunu düşündüğüm bir kursoru karşınıza çıkan engellere çarpmadan haraket ettirme üzerine kurulu ve çarpmadan gidilen süreye göre size puan veren eğlenceli birşeydi. Aptal bir oyun ama aptal olduğu kadar da eğlenceli ve belki de bu yaşıma kadar kopamadığım bir eğlencenin temelleri.
O kurstan başarı ile mezun olmamın üzerinden bir dönem geçmişti abimin de daha sonrasında aynı tarz bir kursa gitmesi ile evimize ilk bilgisayarımız alınmıştı. Tabii bir cümlede anlattığım kadar kolay bir süreç değildi bu
Uzun süren aileye yalvarma ve babamın bir arkadaşının o dönem Singapur’a gidiyor olması ve akabinde bize Singapur’dan Türkiye’ye taşınan bir bilgisayar. Evet evimize ilk defa Intel 80286 (bunun tam olarak ne anlama geldiğini sonraki dönemlerde öğrenecektim) bir bilgisayar girmişti. Tam hatırlayamamakla birlikte sanırım 26MHz ile çalışan 800K RAM’i olan o dönemin son teknolojisi bir makina idi. Hatta öyle ki DOS ortamında c:\>speak merhaba yazdığınızda kötü bir aksanla bilgisayarın hoparlörlerinden size merhaba diyebilen bir teknoloji harikası.
Hiç unutmuyorum, evimize giren ilk bilgisayarımızı o dönem bizim odamızda bilgisayarı koyacak bir yer tam olarak olmadığı için ve tabii ki ailemizin bilgisayar konusunda bizi kontrol altında tutmaya çalışmak istemesinden dolayı bilgisayar ebeveyn odasında yerini almıştı. İlk heyecan ile bir süre kursta öğrendiğimiz şeyleri kendi bilgisayarımızda uyguladıktan sonra “oyun” dedim. Oyun var mı bir bakmamiz gerekliydi. Oldukça az olan DOS bilgimiz ile bilgisayarın içindekilere göz atmaya başladık. İşte ilk gerçek oyunumla tanışmak üzereydim. Popersia adında bir klasör games klasörünün altında duruyordu. Evet içine nasıl giriyorduk c:\games>cd popersia enter ve “a-ha” iste oradayız. Kurs hocamınızın söylediğine göre exe ve com uzantılı dosyalar bir programı çalıştırabileceğimiz dosyalardı. C:\games\popersia>popersia.exe ve iste ekranda renkli birşeyler var. Tam hatırlayamamakla birlikte sanırım EGA bir grafik kartımız vardı. Evet oyunun adı şimdi çok daha netti Prince of Persia, hani şu son dönemde PlayStation2′de süper grafiklerle günlerimi harcayarak oynadığım o inanılmaz action adventure oyununun ilk versiyonu. Tamam kabul ediyorum o dönem o grafikler ve o oyun benim aklımı başımdan almıştı. Belki hala oynasam eski günlerin hatırına zevk alırım gibi geliyor. Ailemiz için o kadar inanılmaz birşeydi ki arkadaki yatağında inanılmaz hasta olan annem bile yarı baygın şekilde ekranı izliyor ve kahramanımız öldüğünde ister istemez “ah”, “aman çocuklar dikkat” şeklinde tepkiler veriyordu. Sanırım şu meşhur uzakdoğu griplerinden biri yüzünden rahatsızdı.
Prince of Persia ile bir uzun bir süre geçirdikten sonra eş zamanlı olarak IBM Cat isimli adından anlaşılacağı gibi enteresan eğlenceli ve ana karakteri sokak kedisi olan bir oyunu oynamaya başlamıştık. Evet oyun eğlenceliydi ama Prince of Persia kadar cazibeli bir oyun değildi. Doğru Prince of Persia’ya geri donduk. Ne kadar süre oynadık hatırlamıyorum ama uzun uğraşlardan sonra prensesi kurtarmayı başarmıştık. İşte o dönem Türkiye’de yaşıyor olmanın avantajı ile bilgisayarcı diye bir kavramla tanışmıştık. Bu “bilgisayarcılar”, size orjinal oyunları boş disketlere yükleyip para karşılığı satan iş yerleriydi
Bundan sonrası çok detay, tabii ki ilk hangi oyunu almıştım hatırlayamıyorum. Ama hemen hemen aldığım bütün oyunları hatırlıyorum. Beni en çok etkileyenlerden bahsedeyim size biraz. O dönem internet veya oyun dergileri olmadığı için “bilgisayarcınızdakı” listeden adı size en çekici gelen oyunu kendinize kopyalatıyordunuz. Bizim bilgisayarcımızda Çapa’da o dönem okuduğum Çapa Ortaokul’u ile aynı sokakta küçük bir yerdi. Belki de bu bilgisayarcıydı, bilgisayarımızı ilk defa 80286′dan 80386′ya 30Mhz’lık bir canavar upgrade ettiğimiz yer. Belki de bu kısmı tamamen atıyorum
İlk oradan hangi oyunu aldık hatırlamıyorum ama oradan abimle Another World adında beni ilk baştan çıkaran oyunu almıştık. Daha sonra beni bastan cıkaran bir cok oyun oldu
İlk vektör grafikler ve ilk defa bu kadar güzel kurgulanan bir oyun. Another World’un başındaki yaklaşık 3-4 dakikalık süper giriş hala aklımdan çıkmaz.
Porsche marka otomobili ile binanın garajına çılgın bir hızla giren genç bir çocuk. Asansöre binip kendi katına doğru çıkarken asonsorun kapısından kayan ışık efekti ve sonrasında çocuğun çalışma odasına girmek için retina scan yapan bir makinadan geçip kimlik tespiti yaptırması. Bilgisayarının başına oturup bir kaç test yaparken zaten boyut değiştirip o “diğer dünya”ya geçiyordu. İlk defa vektör grafik bir kaplanın bilgisayar ekranı üzerinde önüme atlaması ile korkmuş, yere düşen bir kafesten fırlayan demirin, ekranın sol üst köşesine çarpması ile abimle kafalarımızı eğmistik. Kahramanımızın adı Lester gibi birşeydi sanırım. Tamamen atıyorda olabilirim ama en azından ben öyle olduğunu sanıyorum.
Hangisi daha önce çıkmıştı hatırlayamamakla birlikte Transport Tycoon ve Command and Conquer’in ilk versiyonu da benim unutulmazlarım arasında. Bir insan küçük raylar döşeyip, üzerinde küçük trenleri ile ticaret yaparak bu kadar eğlenebilir mi? Ben eğleniyordum. Oyunun jukeboxında çalan harika jazz parçaları ve hala harika olduğunu düşündüğüm süper grafikler. Bu oyundan sonra Chris Sawyer’in çıkardığı bütün oyunları bir dönem öncesine kadar satın alıyordum. Sonra kendisinin bir kaç tane berbat oyuna imza atması ile bu huyumdan vazgeçtim.
Oyun oynama huyumdan hala vazgeçmedim ve vazgeçmeyi de düşünmüyorum. Belkide benim bu dünyadan tamamen kopmamın en güzel yolu. Oyun oynarken kendimden geçip etraftaki konuşmalara hiç tepki vermediğim yada reflekslerimi maksimum seviyede kullanırken kolumu sağa sola çarparak kendime zarar verdiğim zamanlar oluyor. Ama o anlarda oldukça mutlu olduğum zamanlar. Yetişmesi gereken projelerin, içinden çıkılamayan bilgisayar kodlarının, çözümlenemeyen hardware sorunlarının yada ödenmeyen faturaları bir an olsun bile düşünmeden yaşadığım ender zamanlar oyun oynadıklarım.
Ah bu sirada eger merak eden varsa Prince of Persia’da prensesi kurtardiginizda soyle essiz bir sahneyi izlerken buluyordunuz kendinizi
Mutlu son.


En son yorumlar