Doğum, ölüm, savaş, acı ve gözyaşı

Guncel No Comments »

“Doktora kontrole gittiğimde, kendi vücudumdaki değişikliğin yeni başlangıçlara sebep olacağını aklıma bile getirmiyordum.
Ultrasonda kalp atışlarını dinlediğimizde doktorum da ben de sevinçten ağlıyorduk, Yıllardır beklediğimiz bebek 9 yıl sonra yola çıkmış geliyordu.
Sonradan “ anneliğin en kolay kısmı” diye adlandıracağım hamilelik dönemimde bebeğimi kaybetme tehlikesi yaşadığımda da çektiğim kaybetme korkusuyla karışık acıyı asla unutmam mümkün değil.

Doğumdan sonra, biri – kardeşimdi sanırım- kulağıma, “Çok şeker bir oğlun oldu” demeseydi belki uzun süre kendime gelemeyecektim.

Sonrası malum şeyler. Her annenin yaşadığı konular.
Zaman çabuk geçiyor. Bu gün oğlum 4 yaşını doldurdu. “

Bunları yazmaktaki amacım, durup dururken oğlumun doğum hikayesini anlatmak değil.
Sabah gözümüz açar açmaz aldığımız o acı haber.

Oğlumla Pazar günü oyunlarımızı oynarken, ailecek neşeyle pazar kahvaltılarımızı yaparken aldığımız acı haber.

16 şehit, 16 yaralı, 13 kayıp.

Bu gençlerin önce annelerini sonra ailelerini düşünüyorum.

Elimde değil empati yapıyorum.

Neler yaşadılar acaba anne olacaklarını ilk öğrendikleri an, doğum sırasında, doğumdan sonra ve çocukları büyürken neler yaşadılar?

Ne umdular ne buldular hayattan?

Nasıl bir acıdır bu?

Neyle tamir edilir?

Ne unutturur?

İnsan hayatı bu kadar ucuz mudur?

Bin bir zorlukla dünyaya getirilen, gözlerinin içine bakılarak büyütülen çocukların hayatları 20 yaşında nasıl bitirilir?

Hiç kimseye yakışmayan ölüm 23 yıl boyunca bu çocuklara nasıl yakıştırılır?

Ben önce anne ve sonra insan olarak bu soruların yanıtını bulamadım, bulamayacağım.

Ulusumuzun başı sağ olsun.

Yarım Kalan Aşk ve Aşkın Gücü

Kitap Tanıtımları No Comments »

Ne yazarı tanıyordum, ne de kitabın adını daha önceden duymuştum.

Yıllar önce, kitap raflarından rast gele çekip almıştım okumak için.

Arka kapaktaki tanıtım yazısı ilginçti.

Yazarın adına baktım hemen; “ Marc Levy”.

Kitabın adı; “ Keşke gerçek Olsa”.

Bir solukta okutmuştu kendini.

Değişik, okuru bir anda içine çeken bir kurgusu vardı:

Lauren başarılı bir doktordur.

Geçirdiği trafik kazası sonucu bitkisel hayata girmiş ve çalıştığı hastaneye yatırılmıştır.

Bedeni hastanede yaşam mücadelesi vermekteyken, üstelik doktoru ve annesi durumun kötüye gidişinden ötürü otenazi yapılmasını isterken, Lauren’ın ruhu bedenini hastanede bırakıp, yaşadığı evinde geziye çıkar. Oysa evin sahibi değişmiştir. Ev artık Arthur adlı bir mimara aittir.

Peri masalı tadında devam eden romanda, ilerleyen sayfalar içinde Lauren’ın ruhu ile Arthur evin içinde birlikte yaşamaya başlarlar, doğal sonuç olarak Lauren’ın ruhu ile Arthur arasında bir yakınlık doğar.

Arthur Lauren’in hayatta kalması için elinden gelen her şeyi yapar ve sonlara doğru Lauren verdiği yaşam mücadelesinden galip çıkar.

Görünürde aşk kazanmıştır, Arthur, aşkının gücü sayesinde Lauren’ın hayatını kurtarmıştır, ancak romanın finalinde Arthur’u çok farklı bir sürpriz beklemektedir.

Lauren’ın ruhu bedeniyle buluşunca Arthur’u hatırlamaz.

Roman eski olduğu için ve sonrasında filmi de çekildiği için, klavyeme hakim olamadım romanı anlatıverdim, zaten asıl tanıtmak istediğim “ Keşke Gerçek Olsa” ya bağlı bir başka roman.

Geçtiğimiz günlerde Can Yayınları Marc Levy’nin yeni romanı “ Sizi Tekrar Görmek” i okurlarla buluşturdu.

Roman “Keşke Gerçek Olsa”nın devamı.

Keşke Gerçek Olsa’yı bir solukta okuyanlar ya da filmini izleyenler, yazarın yeni romanını da aynı heyecanla okuyacaklar. Romanı fazla anlatmadan minik bir ip ucu verelim. “Keşke Gerçek Olsa” da bu sefer roller tersine dönüyor. Okur, aşkın gücünü sorguluyor.

Marc Levy’nin okurun alıştığı üslubuyla, tadını kaçırmadan, sayfalar içine aşk, entrika ve gizem serpiştirerek kurguladığı yeni romanı da kısa sürede çok satanlar listesinde yerini alacak gibi görünüyor.

Meraklısı için bir de hatırlatma yapmak, isterim; Marc Levy geçtiğimiz günlerde Türkiye’deydi. İzmir ticaret Odası’nın konuğu olarak ilk önce İzmir’de ağırlanan yazar daha sonra okurları ile 29.9.2007 cumartesi günü saat 16:00’da Erenköy D&R’da okurlarıyla buluşup kitaplarını imzaladı.

Anne Kedi ve Kaybolan Yavrusu

Guncel No Comments »

Görende, aslında kar gibi beyaz olduğu halde, bakımsızlıktan griye dönüşmüş tüyleri ile sevgiyle karışık acıma hissi uyandıran sıradan bir sokak kedisiydi o.

Mahalledeki çocuklar sayesinde karnını doyuruyor ve yaşamını sürdürüyordu.

Sokak kedisiydi ama kediler için yakıştırılan nankör kelimesinden uzak, kendine yiyecek ve biraz da sevgi veren herkese sanki minnet duyacak davranışları vardı.

Geçtiğimiz aylarda hamile kaldı.

Çok geçmeden doğadaki anne adayı memeli her dişide meydana gelen değişiklik onda da ortaya çıktı. Kilo almaya ve memeleri sütle dolmaya başladı. Memelilerin insan olan dişi neslinde kimi zaman hamilelikte meydana gelen, psikolojik rahatsızlar – hamilelik sendromu, doğum sonrası bunalımı – onda da oluştu mu ya da oluşur muydu ya da hangi erkek kediden hamile kaldığını bilmediği yavrularını dünyaya getirmek istiyor muydu?

Aynı dili konuşmadığımız için bilemedim.

Bildiğim ve gözlemlediğim, kısa bir süre sonra tek başına, bir arabanın arkasında, sokakta 3 tane minik yavru kedi dünyaya getirdiği oldu. Bir de yavrularını sahiplenişi.

Ne mahalledeki çocukları ne de başka birini yanına yaklaştırmadı uzun bir süre.

Sabırla, özenle emzirdi onları. Anne olarak doğadaki görevini yapıyordu işte ve o sadece dişi nesle bahşedilen koruma güdüsüyle yavrularının yanına kimseyi yaklaştırmıyordu. -Aklıma oğlumu kucağına aldığım ilk dönemler geldi. Bizim mahallenin rengi beyazdan griye dönmüş kedisi gibiydim ben de. Sanki bebeğimi benden başka kimse daha iyi tutamaz, ona kimse benden daha iyi bakamaz gibi geliyordu o ara.-

Bir sabah günlük gazetemi almak için sokağa çıktığımda bizim kediyi acı acı bağırırken buldum.
Çaresiz bir şekilde miyavlıyor, özellikle arabaların altlarını ve etrafını kokluyordu.

Yavruların bulunduğu yere gittiğimde, üç yavrudan birinin olmadığını gördüm.
Bizim kedi yana yakıla, ağlamaya yakın bir miyavlamayla, kaybolan yavrusunu arıyordu.
Birileri mi almıştı yavruyu yoksa başka bir şey mi olmuştu?
Bilemedik.

O anda kedinin gözlerinde gördüğüm acıyı uzun bir süre unutamadım.

Anne kedinin yaşadıklarını aklıma, birkaç gün önce okuduğum bir haber getirdi.
“Bir anne evlilik dışı dünyaya getirdiği 10 günlük bebeğini arkadaşlarıyla birlik olarak döve döve, tekmeleyerek öldürdü.”
Okuyunca ürperdim. Neye üzüleceğimi şaşırdım.
18 yaşındaki bir genç kızın girdiği evlilik dışı ilişki ya da ilişkilere mi, dünyaya gelen bir “canın” yaşama hakkının hem de annesi tarafından elinden alınmasına mı, yoksa çöken ahlâk değerlerimize mi üzüleceğimi şaşırdım.

Ne diyeyim, sokakta doğurduğu yavrularına sahip çıkan bir kedi kadar olamıyor bazen bu “düşünen hayvan” dediğimiz insanoğlu!!!. Üstelik bundan yedi yıl önce gelmesini merakla beklediğimiz 2000’li yılları yaşarken!!!

Entries RSS Comments RSS Giriş

Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 3.0 United States
Bu sitedeki bütün yazılar
Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 3.0 United States
altında tescillidir.