Cin Seddi’ne Uzaydan Bakmak ve Google’dan Bakmak

Merak Ettiklerim 5 Comments »

Dünya, Güneşe olan uzaklık sırasına göre üçüncü gezegen. Karasal ozellikleri goz onune alındıgında (terrestrial), gezegenler arasında hem kütle hem de çevre genişliği olarak en büyük olanı. Dünya ayrıca yerküre, gaia ve ya terra olarakta adlandırılır.

Milyarlarca tür canlı ile birlikte insanı da barındıran ve bildiğimiz kadarı ile içinde canlı olan tek gezegen. Bilimsel araştırmalar Dünya’nın 4.54 milyar yıl önce oluştuğunu ve yaşamın 1 milyar yıl önce başladığını gösteriyor. Dünyamız ozon tabakasının oluşması ile çevresinde bir manyetik alan oluşturmuştur ve bu manyetik alanın zararlı radyasyon ışınlarını engellemesi ile yaşam başlamıştır. Dünya, termosfer katmanının 20nci kilometresindeki, yani tam olarak yeryüzünden 100 km yükseklikteki Kármán hattı ile uzaydan ayrılır. (FAI)

Yani uzay’dan bakmak dediğimiz kavram, yeryüzüne 100km uzaklıktan bakmak anlamına geliyor. Her iki Çin Seddi ile ilgili yazımda da insanlar Google Map ile Çin Seddi’nı rahatça görebildiklerini ve Seddin uzaydan gözükebildiğini iddia ediyorlar. Ancak gerçek şu ki Google Map Dünya’ya 20metreye kadar yaklaşabiliyor. Yani siz Google Map ile Çin Seddine 20 metre yükseklikten bakıyorsunuz, ve buna rağmen, her ne kadar gözüküyor olsa da, hala görmekte sıkıntı yaşıyoruz.

Sizden ricam bana hakarete varan yorumlar göndermeden önce (Bu sırada hala anlayabilmiş değilim neden Çin Seddi’ni uzaydan göremediğim için bu kadar saldırıya uğruyorum) Google Map’de sol üst köşedeki zoom yapmanızı sağlayan barı aşağıya doğru indirip, sol alttaki mesafe göstergesini 100km’ye getirin. Eğer şu anda Çin Seddi’nı görebilyorsanız ve gördüğünüz şeyin Çin Seddi olduğundan emin iseniz buraya mesaj atıp koordinatlarını gönderiniz.

Ilgili yazılar;
Çin Setti Uzaydan Gözükmüyor
Çin Seddi Neden Aydan Bakılınca Gözükemez

Fikir Hırsızlığı

Merak Ettiklerim, Cesitli Olaylar, Guncel No Comments »

Hırsızlığın bin bir çesidi var. Ama beni en çok üzeni, en çok sinirlendireni bir insanın fikirlerinin ve emeğinin çalınması. Bunlar insana “keşke paramı çalsaydın” dedirtiyor. Burada linkini yayınlayıp bir de herşeyin üzerine reklamını yapmak istemediğim bir websitesi, A’dan Z’ye benim burada bazen saatlerce uğraşıp yazdığım yazılarımın aynısını, en ufak bir değişiklik yapmadan, kendi sitesine koyup rant yapmaya çalışıyor. Bir de kendisine email gönderip neden “hırsızlık” yaptığını sorunca, yavuz hırsız ev sahibini kovar misali üste çıkıp “Sen rica etsen ben senin adını, senden aldığım yazılarının (”çaldığın”) her satırın altına koyardım” diyor sanki bana kıyak yapıyormuş gibi. Otur benim harcadığım kadar hem Linux öğrenmek için, hemde bu yazıları yazmak için zaman harca, ondan sonra kendi emeğine kendi yazdığın yazının altına onurunla koy. Ancak kendisi yaptığı şeyin hırsızlık olduğunun bile farkında değil. Bir şekilde bize burada cevap verse ona göre ortada ayıp olan, hatta hırsızlığa girecek hiç birşey yok.

Ben insanların emeklerinin çalınması ile parasının çalınması arasında hırsızlık düzeyinde herhangi bir fark göremiyorum. Söz konusu site hakkında yasal işlem zaten başlatıldı, ancak maalesef Türkiye’de bu konular ile ilgili yasaların tam oturamamış olmasından dolayı kendisine Türkiye içinde bir yaptırımımız olamıyor. Ben Amerika’da yaşadığım için Amerikan yasaları ile gerekli işlemleri yaptırıyorum. Umarım bir gün Amerika’ya gelmek için vize almaya çalışırda o zaman bu konunun önemini daha iyi kavrar.

Elbette burada yazılanlar insanlara bir derece de olsa bilgi ve ya bir fikir verebilmek için yazılmış yazılardır ve ben bu yazıların çok daha fazla insana ulaşmasını istiyorum. Tek ricam, benim de diğer sitelerden bazı paragrafları alırken yaptığım gibi, site sahibine bir email atmanız ve bu yazıyı nerede kiminle paylaşacağınızı belirtip izin istemeniz. Ben kendi adıma, benden izin alındığı sürece, yazılarımın bir çok yerde benim imzam ile paylaşılmasından zevk duyarım. Ayrıca unutmayınız ki burada ki yazıların tamamı Creative Commons şirketi tarafından tescillidir ve izinsiz alınan yazılar için hukuki işlem başlatılabilir.

Tuncay Terzihanesi

Kitap Tanıtımları No Comments »

Neden ilgimi çeken bir sanatçı olmuştur hep Sunay Akın?
Neden şiirlerini, denemelerini, televizyon programlarını aynı coşkuyla okur ve izlerim?
Neden kitaplığımda ayrıca bir Sunay Akın köşesi vardır?

Kendime sorduğum bu soruların yanıtı o kadar çok ki.
O çok seçenekli yanıtlar arasından kendim için en önemlisini bulamıyorum bile.
Yanıtların arasından seçim yapamıyorum.
….

Elimde “ Tuncay Terzihanesi” var. Sanatçının son kitabı.
Yine Çınar Yayınları’ndan ve ekim 2007 ‘de basılmış.
Geç kalmışım okumaya, olsun hiçbir şey için geç kalınmışlık yoktur. Okunmamış her kitap, ne kadar eski olsa da yenidir bana göre.

“Trabzon’un en ünlü terzilerindenmiş Tuncay Bey. O kadar ünlüymüş ki O’nun diktiği elbiseye sahip olmak isteyenler araya hatırı sayılı insanları sokarlarmış.
Bir gün 17 yaşında bir genç kız girmiş Tuncay Bey’in dükkanından içeri.Ceket diktirmek istemiş genç kız. Ölçüyü özenle almış Tuncay Bey, bordo renkli 3 düğmeli bir ceket dikivermiş genç kıza yine aynı özenle…

Bordo ceket kitabın da kapağını süslemiş ve şu an “ Oyuncak Müzesi”nde sergilenmekteymiş.
Bordo ceketin üzerindeki üç düğmenin çok özel bir sırrı varmış.Bu sırrı öğrendikten sonra sabırsızlıkla ilerlemeye devam ediyorum kitabın sayfalarında.

Kitabı çoktan baş ucu kitabım yapmışım bile.
Coşkuyla çeviriyorum her bir sayfayı .
Tuhaf; bu kitabı elime aldıkça çocuk sevinçlerim sıraya giriyorlar, kaplıyorlar yüreğimi birbirleriyle yarışarak

Bitmesin diye ağır ağır okuyorum, bu arada ilginç bir ikilem de yaşıyorum kendimce; bir sonraki satırda ne var diye merak ettiğim için, fırsat bulduğum her yerde bir iki cümle okuyayım diye çantamda taşımaktan da geri kalmıyorum kitabı ve devam ediyorum sayfalarında ilerlemeye.

“Anne karnında suda bekledik 9 ay on gün… Ve doğarak, bir batıktan kurtarılacak en güzel hazine olan insanı sunduk yaşama… “Topraktan geldik toprağa döneceğiz” deniliyor… Sudan geldik oysa… Bunun en güzel kanıtı da hâla sudan nedenlerle birbirimizi kırmamız, incitmemiz değil midir?”

Nasıl iyi geliyor bu cümleler… Kırgınlıklarımı suların derinliklerine atmak ve unutmak istiyorum. Suyun derinliği çekici geliyor gözlerime. “Hayat da okyanus derinliğinde mi”? diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Belki de sığ sular gibidir hayat. Yaşayıp giderken; birbirimizle olan ilişkilerimizde birbirimizi kırmak için bulduğumuz sudan sebeplerin sayısına bakacak olursak…

Zaman Makinesi’ne binmiş, zamanda yolculuk yapar gibiyim.

“ İkinci dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından, bayraklarla donatılan konsolosluk binalarının yanından geçen Rikkat Hanım, ellerinden tuttuğu iki oğluyla birlikte, Cihangir’deki evlerinden Taksim Parkı’na doğru yürümektedir. İki çocuğu da savaş yıllarında doğmuştur Rikkat Hanım’ın. Bu yüzden eşi İsmail Hakkı Bey’le ilkine Savaş, ikincisine Barış adını koyarlar. Büyük oğlu Savaş bayrakları göstererek sorar “ Bu gün bayram mı anne?” “ Hayır “ der Rikkat Hanım. “ Barış Günü”… Bu yanıt üzerine Savaş kardeşine döner: “ Sana oyuncaklarımı vereyim, adını bana ver”.

7’den 77 ‘ye hepimizin çok sevdiği zamansız aramızdan ayrılan ünlü sanatçımızın çocukluğundan küçük bir anı konuk olmuş Tuncay Terzihanesi’nin sayfalarına, çocuk gözlerde bile savaş ve barışın anlamını hatırlatıyor. Barışı hiç bilmeyen, doğrudan savaşın içine doğan Filistin’li çocukları hatta ülkemin topraklarının Güneydoğu’sunda doğup büyüyen, bomba sesleriyle oyunlar kuran, silahı oyuncak sanan çocukları düşünüyorum. “Hey barış niye bu kadar uzaksın?” Peki sen “Barış”, niye bu kadar erken gittin?

“ İbrahim Müteferrika 1720’lerde matbaayı kurduğunda Avrupa yaklaşık iki yüzyıldır kitap okuyordu… İlk matbaadan Cumhuriyet’in ilanına kadar geçen iki yüzyıllık zaman diliminde basılan kitap sayısının kırk bin civarında olduğu söyleniyor. İki yüz yılda kırk bin kitap!.. Günümüzde bir kitap neredeyse bu sayıda basılıyor. Yani, matbaanın ülkeye gelmesi kitap okuduğumuz anlamını taşımıyor. Biz, 1923 devrimiyle birlikte kitap okumaya başlayan bir milletiz.”

“ Tutuklansa yurdumdaki
Böceklerin hepsi
diğerlerinden ayrı
bir hücreye konur
kitap güvesi ”

“Neden Sunay Akın ve O’nun eserleri, yaptıkları bu kadar önemli benim için?” diye sorduğum sorunun cevaplarından belki de en önemlisini yanıtlıyorum kitabı bitirdiğimde: “ Sunay Akın olmak kolay değil de ondan.

Entries RSS Comments RSS Giriş

Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 3.0 United States
Bu sitedeki bütün yazılar
Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 3.0 United States
altında tescillidir.