“Kavga ettik, annemi öldürdüm”

Merak Ettiklerim, Guncel 1 Comment »

Ben bilemedim.
Açıkçası aklım karıştı, darmadağınım.
Sabah gazetelerime göz gezdirirken çoğunun manşetten ve bazılarının 3. sayfadan verdiği haber karşısında irkildim. Bu seferki haber bana göre sıradan bir haber değildi çünkü.

“ Kavga ettik, annemi öldürdüm”.

Son derece güzel, son derece soğuk kanlı görünümlü bir genç kız.
Henüz 21 yaşında. Annesini öldürmüş, Kavga etmişler, O da öldürmüş. Bu kadar “basit”.
Eğitimsiz değil, üniversite öğrencisi.

Belli ki üzerinde çok emek verilmiş, en iyi okullarda okutulmuş. Anne profesör. O da belli bir kariyere ve eğitim düzeyine sahip. Söylemek istediğim, yaşanan olay, her zaman beklediğimiz alıştığımız yerlerde ve insanlarda değil. Demek ki gelir düzeyi ve eğitim her şeyin çözümü değil.

Peki bunu adı ne?

Toplumsal yozlaşma mı?
Ahlak çöküntüsü mü?
Doyumsuzluk mu?
Sevgi eksikliği mi?
Yoksa hastalık mı?

Hepimiz çocuk yetiştiriyoruz ve hepimiz insanız. Çocuklarımız göz bebeklerimiz. Her şeyin en güzeli onların olsun diye bütün çabalarımız.
Çok mu baskı kuruyoruz fark etmeden üzerlerinde? Onların gördüğü bizim göremediklerimiz ne?
Peki bir insanın canına kıymak bu kadar kolay mı?
Üstelik o insan, bir çocuk için yeri doldurulamayacak tek varlık ise, annesi ise…
Söyleyecek söz bulamıyorum haberi öğrendiğim andan beri. Sustum klavyem konuşuyor şu an.

Neler oluyor bize?

Kraliçe’nin Soytarısı - (Boleyn Kızının Yazarından )

Kitap Tanıtımları 3 Comments »

Beş yüz yıl önce, İngiltere henüz “Ortaçağ Karanlığı” nı henüz üzerinden atamamışken, kâfirlikle suçlanan insanlar acımasızca Engizisyon Mahkemeleri ile idam edilirken ve insanlık, güneşin dünyanın etrafında döndüğüne inanırken, yaşadığı yüzyıldan iki yüzyıl sonrasına ait düşüncelere sahip olup; dünyanın güneşin etrafında döndüğünü bilen bir İspanyol Yahudisi kızın – Hannah- yolu günün birinde saraya düşer.

Herkesten farklı bir özelliği vardır genç kızın. “Geleceği görme yeteneği”.
Bu yetenek fark edildiği an İngiltere Kraliçesi Mary’ye “soytarılık” yapmak için saraya alınır.
Kadınsı duygularla dolup taşan ancak bir erkek görünümünde -oğlan kız-olan Hannah kısa süre içinde kendini Kraliçe Mary ve Prenses Elizabeth arasında ajanlık yaparken bulur.

Hayat bu şekilde akıp giderken; Hannah kimseye belli etmediği duygularla mücadele etmektedir.
Saraya girmesini sağlayan platonik aşkı Robert Dudley’e olan duyguları ve kendisi ile evlenmek isteyen Daniel arasında gelgitler yaşarken saray soytarılığına da devam eder. Yaptığı soytarılıktan çok bilgelik, yol göstermek ve biraz da ajanlıktır aslında. Bu karmaşa arasında kendi hayatını sorgulamaya başlar ve saraydan kurtulma yollarını arar.Günün birinde bir yolunu bulur saraydan ayrılır. Bundan sonra sonra ise Hannah’ın asıl hikayesi başlayacaktır.

“Kraliçe’nin Soytarısı” hepimizin tanıdığı “Boleyn Kızı” yazarı Philipa Gregory’nin son romanı. Boleyn Kızı’nın devamı niteliğindeki romanda okur bu kez farklı kişiler arasındaki saray entrikalarına tanıklık ederken, yüzyıllar öncesine zamanda yolculuk yapıyor. Aşk, tutku, ihanetin iç içe geçtiği, okura kendini bir solukta okutan Kraliçe’nin Soytarısı’nı özellikle “Boleyn Kızı” tutkunları çok sevecek.

MSN listenizde sizi kimlerin sildiğini ve engellediğini görün!

Merak Ettiklerim, Bilgisayar, Guncel 13 Comments »

Tabii ki yazının başlığından ki ünlem işaretinden de tahmin edebileceğiniz gibi böyle birşey yok. Son zamanlar bu tip emaillar oldukça sık olarak bana da forward edilmeye başlandı. Ben de bu tuzağa düşmeyesiniz diye bu kısa yazıyı yazayım dedim. Neden tuzak ?

Öncelikle gittiğiniz internet sitesinde gerçekten bu yapı olsa bile, ve sizi silenleri ve ya engelleyenleri görebilseniz bile neden hiç tanımadığınız birisinin websitesine şifrenizi yazmak isteyesiniz ki?

Bana gelen emaillarda ki site adresleri genelde www.kjntdm.info, www.ghjeusd.com vs gibi belli bir kelime değeri bile olmayan uydurma olduğu her halinden belli alan adlarından oluşuyor. Ve siz sadece çocukça bir egonuz için böyle bir adrese gidip email adresinizi ve şifrenizi yazdığınızda basınıza gelebilecekleri düşünelim.

Öncelikli olarak kullanıcı_adınız@hotmail.com adresinizin şifresini tanımadığınız birine yolladınız. İlk aşama da en bariz başınıza gelebilecek şey bu email adresinin ve buna bağlı olan messenger hesabınızın başkalarının eline geçmesi. Belki bu email adresini sadece arkadaşlarınızla yazışmak için, belki de iş için kullanıyorsunuz ancak ne amaçla kullanıyor olursanız olun sizin email adresinize izinsiz olarak birinin giriş yapması listenizdeki arkadaşlarınız mahremiyetine de zarar verecektir. Buraya kadar olan kısım başınıza gelebilecek en ufak zarar. Email adresinizi kaybettiniz ve arkadaşlarınızın email adresleri bütün spam listelerine eklettiniz.

Daha kötü ne olabilir? Bir çok internet sitesinde özellikle son dönem de piyasaya çıkanlarda, kullanıcı adı olarak email adresinizi kullanıyorsunuz ve eminim ki bir çoğunuzun her bir site için farklı bir şifresi yok. Yani siz aslında biraz önce hotmail adresinizi ve şifresini başkasına kaptırdığınız da bir çok siteye giriş için gerekli olan bilgileri de hiç tanımadığınız birine verdiniz. Facebook, myspace, mynet, google aklınıza ne gelirse. Bunun yanında belki de birilerine online bankacılık için gerekli olan bilgileri gönderdiniz!

Evet şimdi olay çok daha ciddi bir boyutta değil mi? Çok basit bir şekilde sizden şifrenizi alan web sitesi, belki de şu anda sizin hayatınızda önemi olan onlarca servise giriş için gerekli bilgileri sağladı, ve en önemlisi de belki banka bilgilerinize.

Lütfen bu tuzağa düşmeyin ve kişisel bilgilerinizi bu kadar kolayca vermeyin.

The Other Boleyn Girl (Boleyn Kızı) - Film

Guncel, Film Tanıtımları No Comments »

Film 29 Şubat’ta Amerikan sinemalarında vizyona girdi. Genel olarak güzel ve kendini izlettiren bir film. Kostümler, Scarlett Johansson’ın oyunculuğu size filmi izlettiren nedenlerin başlıcaları. Ancak filmin bir çok konuda eksisi fazla. En bariz ve beni en mutsuz eden iki konu Justin Chadwick’in yönetmenliği ve Natalie Portman’in oyunculuğu oldu.

Öyle ki; sanki yönetmen direk yataktan çıkarılıp sete getirilmiş ve ne olup bittiğinden haberi yok gibi davranmış. Filmde her iki dakika da bir yönetmenin kamerayı çiçeklerin arkası, yürüyen insanların arası, pencerenin çerçevesine koyması bir noktadan sonra ister istemez sizi sinirlendirmeye başlıyor. İki kardeşin baloda konuşurken kamera ile ana karakterler arasından otuz kere geçen insanlar yeter dedirtiyor. Bunun yanında çekimlerin sürekli olarak pencere kenarından, çiçek arkasından filan yapılıyor olması size Hitchcock’un çekimlerini hatırlatıyor. Ancak bir fark var tabii ki, Hitchcock bu çekimleri yaptığında birilerinin gizlice dinlendiğini vurgulamak için yapıyordu. Chadwick ne amaçla yaptı en ufak bir fikrim yok. Bir diğer beni mutsuz eden konu da Natalie Portman’in kendini hala Star Wars’da ki prenses sanıyor olması. İki film arasında yaklaşık 5000 senelik bir zaman farkı olması Portman’in oyunculuğunda hiç birşeyi değiştirmemiş.

Bu kadar güzel tarihi bir konu kullanılarak, bu kadar güzel bir kitabı işleyerek nasıl olupta bu kadar vasat bir film ortaya çıkardıklarını merak ediyorum. Film daha çok İngiliz tarihinin Brezilya dizisi formatında anlatılmış hali, zaman zaman da Seda Sayan’in sabah programlarında ki tadı yakalamak mümkün.

Random Acts of Cheetos - Kısaca RAoC

Cesitli Olaylar, Guncel No Comments »

Dün gece film arasında bir reklam girdi, başı enteresan gelince tamamını izledim reklamın. Heralde uzun zamandan beri izlediğim, tehlikeli bir biçimde en başarılı reklamlardan biriydi. Cheetos o çocuklara hitap eden komik kaplan ve rengarenk dünyadan sıyrılmış, yerine gayet karizma ve süper art niyetli harika bir kaplan gelmis.

Reklam serisi, HP, Saturn, Starbucks, Netflix gibi yine başarılı reklamlara imza atmış Goodby Silverstein tarafından hazırlanmış. Daha önce yaptıkları reklamlar gibi belli ki bu reklam için de büyük çaba sarfetmisler.

Turkcesi;
Kadin - Burada diger insanlarda camasirlarini yikamaya calisiyorlar.
Kaplan - Felicia, kurutucudakiler onun beyaz camasirlari

‘Uçan adam’ bilimi kilitledi - Hurriyet Gazete - Yalan Haber

Merak Ettiklerim, Guncel No Comments »

Ben bizim gazetelerin internet sayfalarında çıkan uydurma haberlere cevap yazacağım desem, sabah akşam uyumadan siteyi güncellemem gerekir. Bugün Hürriyet’te şu şekil bir başlık “‘Uçan adam’ bilimi kilitledi”. İnsan heyecanlanıyor tabii, bu başlığı okuyup bir de bilim dünyasının bu konuyla ilgilendiğini düşününce hemen açıp okuyorsun. Haberin devamı uçan insanlar, Hindu öğretiler vs şeklinde devam ederken şu şekil bir paragraf var yazıda;

“Chris Angel; David Coperfield ya da David Blaine gibi bir sihirbaz değil. Ama uçabiliyor. Ya da havada asılı durabiliyor. Tam bir ‘levitasyon’ ustası. Bilim adamları onun bu ‘uçuşlarını’ tekrar tekrar izlediler. “Gerçek mi?” sorusuna “Gerçek” dediler. Buna getirebildikleri açıklama ise beyin enerjisi ile yaratılan bir çeşit yerkeçimsiz ortam sayesinde ‘havada asılı durmanın’ mümkün olabileceği yönünde… Ancak bu beyinsel enerjinin nasıl oluşturulabildiği sorusu bir cevap bulamadı.” LINK

Bu tip doğa dışı olaylar uçan insanlar filan etkiler hepimizi, beni de etkiliyor. Ama bizim gazetelerimize o kadar bir güvenim yok ki, açtım araştırma yaptım internette. Tabii ki benim güvenmediğim kadar var, bu haber de yalan çıktı.

Olayın aslı -Criss Angel’in sitesinde anlatıldığına göre- şu şekilde; (adamın adının dogru yazılısı da “Criss Angel” bu sırada)

Giydiği pantalon özel, aslında iki ayakkabı tek bir ayağına bağlı ve gösteriyi arkası dönük olarak yapıyor. Yükselmeye hazırlandığı sırada bir ayağını çıkarıp önünde fonda saklı basamağa basıyor. Fakat ayakkabılar hala birbirine bağlı. Sonra basamaktaki ayağı ile yavaş yavaş kendisini yükseltiyor. Tabii arkadan görünüş -özel pantalonun katkısı ile- uçan bir adam şeklinde. Aşağıda ki videodan sizde gösterinin nasıl yapıldığını görebilirsiniz.

http://www.metacafe.com/watch/162401/criss_angel_spoiler/

Bu sırada hürriyet gazetesinin dediği gibi Criss Angel sıradan bir insan değil, o da gösteri dünyasında ve kendisi sihirbaz.

Biz bu saçma salak haberleri gazetelerde gördükten sonra bu gazetelerin politika, ekonomi vs gibi haberlerine nasıl güven duyacağız ayrı bir konu.

Entries RSS Comments RSS Giriş

Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 3.0 United States
Bu sitedeki bütün yazılar
Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 3.0 United States
altında tescillidir.