Film 29 Şubat’ta Amerikan sinemalarında vizyona girdi. Genel olarak güzel ve kendini izlettiren bir film. Kostümler, Scarlett Johansson’ın oyunculuğu size filmi izlettiren nedenlerin başlıcaları. Ancak filmin bir çok konuda eksisi fazla. En bariz ve beni en mutsuz eden iki konu Justin Chadwick’in yönetmenliği ve Natalie Portman’in oyunculuğu oldu.

Öyle ki; sanki yönetmen direk yataktan çıkarılıp sete getirilmiş ve ne olup bittiğinden haberi yok gibi davranmış. Filmde her iki dakika da bir yönetmenin kamerayı çiçeklerin arkası, yürüyen insanların arası, pencerenin çerçevesine koyması bir noktadan sonra ister istemez sizi sinirlendirmeye başlıyor. İki kardeşin baloda konuşurken kamera ile ana karakterler arasından otuz kere geçen insanlar yeter dedirtiyor. Bunun yanında çekimlerin sürekli olarak pencere kenarından, çiçek arkasından filan yapılıyor olması size Hitchcock’un çekimlerini hatırlatıyor. Ancak bir fark var tabii ki, Hitchcock bu çekimleri yaptığında birilerinin gizlice dinlendiğini vurgulamak için yapıyordu. Chadwick ne amaçla yaptı en ufak bir fikrim yok. Bir diğer beni mutsuz eden konu da Natalie Portman’in kendini hala Star Wars’da ki prenses sanıyor olması. İki film arasında yaklaşık 5000 senelik bir zaman farkı olması Portman’in oyunculuğunda hiç birşeyi değiştirmemiş.

Bu kadar güzel tarihi bir konu kullanılarak, bu kadar güzel bir kitabı işleyerek nasıl olupta bu kadar vasat bir film ortaya çıkardıklarını merak ediyorum. Film daha çok İngiliz tarihinin Brezilya dizisi formatında anlatılmış hali, zaman zaman da Seda Sayan’in sabah programlarında ki tadı yakalamak mümkün.