Eski Fotoğraflar

Guncel, Denemeler No Comments »

Yorgun, ağlamaktan gözleri şişmiş bir halde geldiği, çocukluğunun geçtiği evde, evin eşyalarına bakarken, bundan sonra hiç bir şeyin eskisi gibi olamayacağını düşündü kadın.
Acımasızca ilerliyordu yıllar. Çocukluğu, genç kızlığı çoktan geride kalmıştı.
Aralarında çok fazla yaş farkı olmayan ikisi kız, biri erkek üç kardeştiler ve hepsi çoktan çoluk çocuğa karışmışlardı.
O gün hepsinin hayatlarında bir dönüm noktası yaşanıyordu; zaman durmuştu.

İçerideki kalabalığın hiçbir önemi yoktu gözünde, uğultu gibi geliyordu tüm sesler.
Acısı o kadar büyüktü ki konuşulanları bile anlayacak halde değildi.
Kalabalık ortasında tek başınaydı, suskundu.
Gözlerinden sessiz sessiz akan yaşlar, konuşmasına da engel oluyordu. Konuşmak da gelmiyordu zaten içinden.

Derken dua başladı.
Duayı okuyan hocanın davudi ses tonu biraz içini ferahlatıyordu hepsi o kadar. Bu dualar annesi içindi.
Sonunda bitti dua. Herkes yanına geldi, başsağlığı dileklerini kabul etti, taziyeye gelenler yavaş yavaş gitmeye başladılar. Şimdi çocukluğunun geçtiği evde anıları ile baş başaydı.

Birkaç yıl önce başlamıştı annesinin hastalıkları. Rutin doktor kontrolleri, düzenli ölçülen şeker ve tansiyonlar başlangıçta yaşam kalitesini arttırmayı sağlıyordu. Zaman geçtikçe daha da ilerledi şikayetleri annesinin.
Üç kardeş, hiçbir fedakarlıktan kaçınmadılar anneleri için.

Her ne yapılırsa yapılsın, o kaçınılmaz son onların da başına gelmişti işte. Artık yoktu annesi.
Cenaze evden çıkarken “ Götürmeyin annemi, bırakın “ diye ağladığını ne o sırada, ne de daha sonra hatırlamadı.

Herkes gittikten, ortalık biraz sakinleştikten sonra annesinin yatak odasına gitti.
Kenarları sedef işlemeli ahşap dolabını açtı. Annesinin gözü gibi sakladığı albümünü buldu, sayfaları karıştırmaya başladı.

Bayramlık kıyafetlerle çekilmiş 3 çocuğun fotoğrafını gördü. Başlarında beyaz kurdelesi ve bayramlıkları ile kendisi, kız kardeşi, kısa pantolonu ve gömleği ile erkek kardeşinden başkası değildi bu üç çocuk.

O bayram gününü hiç unutmamıştı.

“ O yıl babasının kronikleşen hastalığı uzunca bir aradan sonra yeniden tekrar etmişti.
O sırada annesi bayramda giysinler diye “bayramlık” giysi dikiyordu kızlarına ve küçük oğluna.
Dikişlerin bitmesine az kalmıştı ki babalarının hastaneye yatırılmasına karar verilmişti.
Annesi apar topar çocukları ablasının evine bırakmıştı ve üç gün sonra bayramdı.
Özeldi o zamanlar bayramlar. O zamanın çocukları için bayram yeni giysi, ütülü mendil ve şeker demekti. Bu sefer farklı bir bayram olacaktı. Biri 10, diğerleri 8 ve 4 yaşlarında üç çocuk annesiz, babasız, bayramlıklarını giymeden geçireceklerdi bu bayramı.

Bayram sabahı teyzeleri elinde büyük bir paketle yanlarına geldi çocukların. - “ Hadi bakalım, bunlar sizin; anneniz hastaneye giderken bıraktı bunları bayramda giyin diye” dedi.
Önce paketin içindeki beyaz kurdeleleri gördü 10 yaşındaki kız, sonra kardeşi ve kendisinin elbiselerini, erkek kardeşinin kısa pantolonunu, gömleğini ve hepsine alınmış yeni ayakkabılarını, temiz beyaz çoraplarını.

Anneleri o telaşın arasında bayramda çocuklarının boynu bükük kalmasın diye hazırlamıştı bayramlıklarını, “ Demek hastaneye yatmadan önce sabaha kadar bu yüzden uyumadı annem giysileri bitirmek için ,, diye düşündü kız.
Albümde gördüğü fotoğraf da o günün anısıydı. Babası iyileştikten sonra o giysileri yeniden giyip fotoğrafçıda çektirmişlerdi.”

Göz yaşlarını sildi kadın, odadan çıktı. Birkaç gün öncesini düşündü, annesini son gördüğü günü.
- “ Kızım, helal edin hakkınızı, çok uğraştınız benle “ demişti.
- “ O nasıl söz anneciğim, asıl sen helal et hakkını “ diyerek cevaplamıştı annesini.
Annesinin verdiği cevabı yıllar geçse de unutması mümkün olmadı :-“ Benim hakkım size hep helal yavrum,,

* * * * * * *

Annesi gideli 20 yıl oldu. Şimdilerde annesinin o zamanlar ki yaşlarına yaklaşmaya başladı.
Her yıl anneler günü geldiğinde, o özel günü nasıl geçireceğini bilemedi.
O zamandan bu güne her yıl anneler günü kutlanırken acısını kimse dindiremedi.
Çocukları ve en sevdiği torunları bile deva olamadılar kalbindeki durup durup kanayan yaraya.
Annesiz kalmanın yaşı olmazmış, anladı.
Annesini hiç unutamadı.

* * * * * * *

Not: Anneanneciğim, sen gideli 20 yıl oldu.
Gördüğün gibi, çocukların da torunların da seni unutmadılar.
Ölüm yok anneanne, ölünmüyor.
Sen bizimlesin her zaman, farkındasındır belki sen de gittiğin yerlerden bizi izlerken.

Taşıdığımız genlerdesin,- en sevdiğin torunlarından birinin sen gittikten on üç yıl sonra doğan kızı sana çok benziyor-
Yaptığımız yemeğin tadında senin yemeklerinin tadını ararken bizimlesin.
Çilek, kayısı, vişne reçeli kokusu, fesleğen ve taze nane kokusu hep hatırlatır seni. Onlar olmasa, anılar, eski fotoğraflar rahat bırakmaz bizi.

Ölüm yok anneanne, anneler günün kutlu olsun, ellerinden öperim.

Dün, Bugün, Yarın

Guncel, Denemeler No Comments »

Dönemler vardır, tarihi içinde barındırır. Yaşananlar, yürekleri dağlasa da, boyunları bükse de unutulmaz, unutulamaz. Geriye ince bir sızı ve katlanarak büyüyen bir acı kalır.

En kötüsü tüm olup bitenlerden, onca yaşanandan sonra değişen hiçbir şeyin olmadığını görmektir.
Hayat devam eder, kavga büyüyerek devam eder, konuşmak isteyenin sesi kısılır ya da sözcükler çığlığa dönüşür kimse fark etmeden. Söylenecek çok söz vardır da sözler çoktan tükenmiştir sanki, çaresizlik çığ gibi büyümektedir.
Bir kaosun içinde darmadağın olur insan. Ne bahar anlamlıdır, ne ardından gelecek yaz. Zaman durur, takvimler aynı yaprakta kalır. Hiçbir şeyin önemi yoktur artık.

*****

Onlar anne ve babalarının göz bebekleri ve bu ülkenin çocuklarıydılar. Her çocuk gibi emek verilerek büyütüldüler.

Onlar bağımsızlığın hiç bir şeyle değişmeyecek bir duygu olduğunu bilerek yaşadılar, davalarına, düşüncelerine sonuna kadar inandılar. Ödülleri, ölümle erken tanışmak oldu.

Onlar, cesur, yürekli gözü pek, devrimci çocuklardı, tarihin hiçbir zaman affedemeyeceği bir kararla 36 yıl önce yaşama hakları ellerinden alındı. Onlar Deniz’diler, Yusuf’tular, Hüseyin’diler. Gençtiler, aydındılar.
“ Önemli olan çok yaşamak değil; yaşanılan süre içinde iyi şeyler yapabilmektir” dediler. Bu düşüncelerinden aldıkları inançla darağacına yürürken bile cesurdular.

Onlar gitti, yıllar geçti, kavga bitmedi. O dönemlerde ne içinde bulunulan düzen, ne de gelecek vaat eden genç çocukların neden baş kaldırdıkları, isyanlarının nedeni sorgulanmadı.
Onlar baskının, sömürünün, emperyalizmin üzerine, taviz vermeden dimdik yürüyen aydınlık yüzlü gençlerdi.

Zaman içinde gemisini yürüten kaptanların, işini bilenlerin ülkesi olduk fark etmeden, olanca bencilliğimizle susmayı tercih ettik ya da konuşsak da söylenenler sadece sözlerde kaldı ve gördük ki, taşlar çoktan yerinden oynamış, hiçbir şey eskisi gibi değilmiş artık. Bağımsızlık insanların ve toplumların olmazsa olmazıymış. Sömürü, sinsi bir kara kabus gibi çöküvermiş üzerimize bize belli etmeden.

Dün, yaşanmış bitmiş, bu gün, dünü hatırlatmış, aratmış, yarını kim bilebilir?

* * * * *

Bir dönemin tanığı olmak, o dönemde yaşanan acılara katlanmak kadar, dönemin tarihini de belleklere kazımak, o havayı derin derin solumaktır. Belki de bu nedenledir o dönemlere tanıklık edenlerin şimdi gözlerinden zaman zaman geçen hüzün bulutları.
İşte o döneme tanıklık eden değerli şairlerimizden bazılarının kalemlerinden “Denizlere” yazılanlar:

MAHUR BESTE

“ Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız,
O mahur beste çalar müjgânla ben ağlaşırız.
Gitti dostlar, şölen bitti ne eski heyecan ne hız,
Yalnız kederli yalnızlığımız da sıralı sırasız,
O mahur beste çalar müjgânla ben ağlaşırız.

Bir yangın ormanından püskürtülmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı, sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı

Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
Geceler uzar hazırlık son bahara ,,

ATTİLA İLHAN

* * * * * * * * * *

ÜÇ DAĞA AĞIT

Açlığın, çıplaklığın acısı mı genişliyor
Dalları meyvaya çağıran rüzgar mı
Dalgın bir kuşun ötüşünden
Sevdiğinin kalbine düşen aşık mı
Yağmuru emen toprak mı derinleşiyor
Yas mı tutmalıyım onurlu ölüme
Halkın gözlerini dolduran çizgilere
Umudu mu çağırmalıyım
Ah gidiyor işte gidiyor göz göre
Sıcak titreyişi varlığının hayata adamışların
Gidiyor öfkenin haykırışları,
Yasalarıyla gidiyor kahredişin,
Zulmün ve iğrençliğin buyruklarıyla gidiyor,
Toprağa düşen bakımsız yapraklar gibi değil,
Azarlanmış çocukların kederiyle değil,
Doğuşun ve sevmenin feryadıyla gidiyor ölümü donatan arkadaşlarım

Ah gidiyor işte göz göre
Durutarak gündüzleri geceleri
Durutarak adanmışlığı, mertliği, yüceliği
Damıtıp sevdalarına nefesi toprağa aşılmaya gidiyor arkadaşlarım

Bulutlar da hafif mi kar taneleri kadar?
Özgürlüğün borcu mu ödeniyor?

Yaralar mı açılıyor yoksulluğa?
Ezilmişliğin isyanı mı sesleniyor?

Ah, gidiyor işte gidiyor göz göre göre
Birer rüzgar uğultusu bırakarak yanan ateşe

NİHAT BEHRAM

* * * * * * * * * *

MARE NOSTRUM ( BİZİM DENİZ )

En uzun koşuysa elbet Türkiye’de de Devrim,
O, onun en güzel yüz metresini koştu

Kız Kardeşim İçin

Kitap Tanıtımları No Comments »

Bu hayat kimin; benim mi kardeşimin mi?

***
“ Kin ”

Kardeşim, ben yangınım,
Okyanus tabanından kanayan.
Seninle hiç buluşmayacağım kardeşim
Yıllar boyu, hiçbir surette;
Belki de binlerce yıl kardeşim.
Sonra, seni ısıtacağım.
Sıkıca sarılacağım, sarıp sarmalayacağım,
Seni kullanacağım ve değiştireceğim.
Belki de binlerce yıl kardeşim.
Carl Sandburg

Anna, kendisine en anlaşılmaz gelen “şey”in, bebeklerin “ nasıl” yapıldığından çok “ ne için” yapıldığı sorusunun yanıtını arayan ve yaşı büyümesine rağmen bu sorunun cevabını bulamayan bir çocuktur.

Bu soruyu zihninde oluşturma nedeni bellidir çünkü O’nun dünyaya geliş sebebi diğer çocuklardan farklıdır. Bir anlık kaçamak ya da mükemmel bir aşkın meyvesi olarak değil, labaratuvar koşullarında özel olarak dünyaya gelmesi sağlanmış bir çocuktur.

13 yaşına kadar, hayatının önemli bir bölümünü, hiçbir sağlık problemi olmamasına rağmen, bir dizi ameliyatla geçirmiştir. Lösemi hastası olan ablası Kate’e ilik verebilmek için dünyaya gelmesi sağlanmıştır ve Kate’in iyileşmesi Anna’ya bağlıdır.

Anna, ergenlik çağına geldiğinde kendi kimliğini sorgulamaya başlar.

Dünyaya geliş nedeni ne olursa olsun, yaşadığı hayat ona aittir.

O, hayatının seyrine kendi karar verebilecek güçtedir. Bu gücün farkına vardığı andan itibaren Anna ailesini karşısına almaktan çekinmeyecektir. Sonunda ailesinin dağılmasına ve ablasının ölümüne sebep olabilecek bir karar alır. Kate’in hastalığının her tekrarında Anna ablası Kate’e donör olmayacaktır.

Anna ve Kate’in anne ve babası ise, ölüme her koşulda çok yakın yaşamanın hayatlarından getirip götürdükleri arasında denge kurmaya çalışmakta, çocuklarından birinin hayatta kalması için mücadele ederken, diğerinin kararına saygı duymayı öğrenmektedir. Kendilerini yeri geldiğinde ateşe atmakta ya da umulmadık bir anda kendilerini büyük bir yangının içinde bulmaktadırlar.

“ Kız Kardeşim İçin ” Jodi Picoult tarafından yazılmış, Serkan Göktaş tarafından Türkçe’ye çevrilmiş. A.P.R.I.L yayıncılık tarafından Ocak 2008’de okurlar ile buluşmuş bir roman.

Judi Picoult, romanlarının konularını genellikle tıp dünyasının ve siyasetçilerin fikir ayrılığına düştüğü konulardan seçen bir yazar.

Birkaç yıl içinde hemen herkesin, şimdilik etik ve bilim arasında sıkışıp kalmış değerler üzerinde ciddi olarak düşünmeye başlayacağına inanan bir yazar. Bu düşünceyi de edebiyatla başlatmaya karar verdiğini söylemekte.

Gerçekten de “Kız Kardeşim İçin ”, okuru, romanı okuduktan sonra düşünmeye, tartışmaya sürükleyecek, bir takım değerleri ve hatta insan hayatına dair önemli yapı taşlarını yerinden oynatacak bir roman. Sonu beklenmedik ve trajik bir biçimde bitse de okuduktan sonra okur ister istemez kendine şu soruyu soruyor : “ Anna’nın yerinde olsam gerçekten ne yapardım? ,,

Adımlarken kaldırımı,
Pırpır eder yaşamın alevleri,
Bir alev gibi titreşir etrafımda insanlar,
Unuturum kaybımı,
Eskiden bir yıldızın yaşadığı,
Büyük takımyıldızındaki o boşluğu.

D.H. Lawrence

Entries RSS Comments RSS Giriş

Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 3.0 United States
Bu sitedeki bütün yazılar
Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 3.0 United States
altında tescillidir.