Hatali Baski ve Ozur! - Hurriyet’in Habercilik Anlayisi

Cesitli Olaylar, Guncel No Comments »

Bir cok yazimda ozellikle Hurriyet ve Milliyet’in komik haberlerine, uydurmalarina vs deginmistim. Bir gazeteye yakismayan, gazeteciligin ozune cok ters bir cok hata yapiyorlar. Ancak bugun Hurriyet gazetesinde bir ozur yazisi gordum ki insana “daha neler” dedirtiyor.

Haber su sekilde;

Vahim bir hata ve özür

Hürriyet Spor ilavesinin 8 Nisan 2008 tarihli sayısında, Hürriyet’e hiç yakışmayan bir hata yapıldı ve bazı bölgelere giden baskılarda Türkiye’nin bir bölümünü göstermeyen Google’dan alınan haritaya yer verildi.

Hata, baskıya girdikten bir süre sonra fark edilerek hemen düzeltildi. Bugüne kadar hatalı haritalar konusundaki hassasiyeti bilinen ve yaptığı yayınlarla haritaların düzeltilmesini sağlayan Hürriyet Gazetesi olarak okurlarımızdan özür dileriz. Bizi telefon, faks ve internet yoluyla uyaran okurlarımıza da gösterdikleri hassasiyetten dolayı teşekkür ederiz.

LINK

Elbette burada bana “daha neler” dedirten konu Hurriyet gibi bir gazetenin hatali olarak basilmasi degildi. Hurriyet’in bu konuda durusu belli, ve bunun bir hata oldugu cok bariz. Ancak nasil oluyorda Hurriyet gibi bir gazete; haberlerinin altina surekli olarak haberin izinsiz olarak kopyalanmasi halinde yasal islem baslatacagini belirten bir gazete nasil oluyor da kopyalanmasi yasal olmayan bir resmi Google’dan bulup gazetesinde yayinliyor. Iste bu hakkaten inanilir gibi degil. Nerede kaldi gazeteciligin ahlaki.

Anlatacaklarım Var’da Neden Artık Teknoloji Yazıları Yok

Teknoloji, Bilgisayar, Cesitli Olaylar, Guncel No Comments »

Sitemizi düzenli olarak takip eden 18%’luk kesimin hatırlayacağı gibi aslında anlatacaklarımvar.com bir teknoloji bloğu olarak kuruldu. Teknoloji konularında yazılarımızı özenle hazırladık, bir çok farklı platform da anlattıklarımızın geçerliliğini test ettik. Bize sorduğunuz ve anlatılmasını istediğiniz bir çok soru için gerektiğinde sabahladık, ve çözüm ürettik. Elbette, bunları yaparken hem çok güzel vakit geçirdik hem de kendi bilgi ve birikimimizi zenginleştirdik. Gönderdiğiniz emaillarda bir çoğunuz neden artık anlatacaklarımvar.com teknoloji yazıları yazmıyor diye sormuşsunuz. Bunun tek sebebi internet üzerinde özellikle blogların çıkması ile çok yaygınlaşan fikir hırsızlığı.

Burada ki, özellikle teknoloji üzerine, hemen her yazının bir ve ya bir çok kopyasını artık internette bulmanız mümkün. Hatta o kadar abartılmış durumda ki bazı siteler bizim siteyi update etmemizi bekler oldular. Bizim örneğin ayın 1inde burada yayınlamaya başladığımız yazımızı, ertesi gün bir çok farklı teknoloji bloğunda görmeniz mümkün. Hatta daha terbiyesiz olanları tarihi bir kaç gün öncesine alıp sanki yazılarını bizden önce yayınlamışlar gibi bizi hırsız durumuna düşürmeye çalışıyor.

Geçenler de Türkiye’nın “sözde” çok saygın gazetelerinin birinin teknoloji köşesini okurken, çok tanıdık bir yazı gözüme çarptı. Evet, bizim burada MSN ile ilgili bir yazımız da yaptığımız uyarıyı aynen alıp gazete de yayınlamışlar. Daha üzücüsü yazının altında ne bir imza, ne de bir kaynak. En azından bize sorulmadan alınsa da, buradan kopyalanan bir yazının altında anlatacaklarımvar.com’u görmek isterdim.

Yukarı da anlattığım sebeplerden dolayı artık anlatacaklarımvar.com teknoloji konularında değil, tamamen gün için de yaşadıklarımız ve hayatımızda ki tecrübelerimizden kesitler sunan bir blog halini aldı. Eğer okurlarımızı bir şekilde mutsuz ettiysek özür dileriz.

Fenerbahçe - Chelsea

Cesitli Olaylar, Guncel No Comments »

Öyle çok futbolla ilgili bir insan değilim, bütün hayatım boyunca da, başından sonuna kadar izlediğim tek maç Türkiye’nin Dünya Kupasında Senegal’e karşı oynadığı maçtır. O gün Türkiye’de ailemin yanındaydım, izlemekten başka bir alternatifim yoktu. Dün de herkesin söylediğine göre; oldukça eğlenceli ve Fenerbahçe’nin güzel bir oyun ortaya koyarak Chelsea’yi yenmeyi başardığı bir maç oynanmış. Bütün ailem ve akrabalarım Fenerbahçe taraftarı olduğu için elbette benim de hoşuma gitti alınan zafer. Sonra kendi kendime düşündüm, aslında ben hangi Türk takımı yurtdışında bir zafer kazansa bundan zevk alan bir insanım. 2000 senesinde Galatasaray’in UEFA Kupasını kazanması da beni heyecanlandırmıştı.

Bugün sabah ise geldiğimde her zamanki gibi kahvem ile birlikte Türkiye’de ki haberleri okumaya başladim. Elbette hangi gazeteyi açarsam acayim mutlaka dün geceki Fenerbahçe maçı ile ilgili haberler manşetteydi. Ancak haberlerin gazete okuyucuları tarafından yazılan yorumlarını okumaya başlayınca resmen utandim.

Bizim Türk toplumu olarak biraraya gelmemiz için üzücü şeyler mı yaşamamız gerekiyor? Neden Fenerbahçe galibiyeti Fenerbahçe’liler dışında çok az insanı mutlu edebildi. Tamam elbette mutlu olmak zorunda değilsiniz ama bu kadar çılgıncasına Chelsea’yi desteklemek, yorumların hemen hepsinde Fenerbahçe’ye saldırmak neden? Tabii ki Fenerbahçe taraftarlarının da diğerlerinden bir farkı yok, onlarında her yorumu 6S ve ya 8JK kelimelerini içeriyor. Heralde yüzlerce yorumdan sadece 3-4 tanesi “Bir Beşiktaş’lı / Galatasaray’li olarak Fenerbahçe’nin galibiyetini tebrik ederim” içerikliydi.

Her ne kadar bir çok insan bana katılmayacak olsa da; ben dünkü maçı bir Milli Mac’in ülkemizi tanıtmamızda oynadığı rol kadar önemli görüyorum. Aynı şekilde Türk Takımları tarafından oynanan her maçın önemli olduğunu düşünüyorum, yenmek ve ya yenilmek önemli değil. Bizim bu maçlarda kazanmanın dışında başka bir amacımızda, özellikle stadda yerini alan Türk’ler ve futbolcularımız, halkımızın nasıl insanlar olduğunu tanıtmak olmalı. Benim için, bugün Fenerbahçe ile ilgili okuduğum yabancı başındaki en güzel haberler Ali Samiyen’de ki seyircilerin coşkusu ve maç sonrası Chelsea taraftarlarına gösterilen hoşgörü ile ilgili olanlar oldu. Keşke bu hoşgörüyü maçı kaybettiğimizde de gösterebilsek.

Her konuda birlik ve beraberlik içinde haraket etmeyi diliyorum.

“Kavga ettik, annemi öldürdüm”

Merak Ettiklerim, Guncel 1 Comment »

Ben bilemedim.
Açıkçası aklım karıştı, darmadağınım.
Sabah gazetelerime göz gezdirirken çoğunun manşetten ve bazılarının 3. sayfadan verdiği haber karşısında irkildim. Bu seferki haber bana göre sıradan bir haber değildi çünkü.

“ Kavga ettik, annemi öldürdüm”.

Son derece güzel, son derece soğuk kanlı görünümlü bir genç kız.
Henüz 21 yaşında. Annesini öldürmüş, Kavga etmişler, O da öldürmüş. Bu kadar “basit”.
Eğitimsiz değil, üniversite öğrencisi.

Belli ki üzerinde çok emek verilmiş, en iyi okullarda okutulmuş. Anne profesör. O da belli bir kariyere ve eğitim düzeyine sahip. Söylemek istediğim, yaşanan olay, her zaman beklediğimiz alıştığımız yerlerde ve insanlarda değil. Demek ki gelir düzeyi ve eğitim her şeyin çözümü değil.

Peki bunu adı ne?

Toplumsal yozlaşma mı?
Ahlak çöküntüsü mü?
Doyumsuzluk mu?
Sevgi eksikliği mi?
Yoksa hastalık mı?

Hepimiz çocuk yetiştiriyoruz ve hepimiz insanız. Çocuklarımız göz bebeklerimiz. Her şeyin en güzeli onların olsun diye bütün çabalarımız.
Çok mu baskı kuruyoruz fark etmeden üzerlerinde? Onların gördüğü bizim göremediklerimiz ne?
Peki bir insanın canına kıymak bu kadar kolay mı?
Üstelik o insan, bir çocuk için yeri doldurulamayacak tek varlık ise, annesi ise…
Söyleyecek söz bulamıyorum haberi öğrendiğim andan beri. Sustum klavyem konuşuyor şu an.

Neler oluyor bize?

MSN listenizde sizi kimlerin sildiğini ve engellediğini görün!

Merak Ettiklerim, Bilgisayar, Guncel 13 Comments »

Tabii ki yazının başlığından ki ünlem işaretinden de tahmin edebileceğiniz gibi böyle birşey yok. Son zamanlar bu tip emaillar oldukça sık olarak bana da forward edilmeye başlandı. Ben de bu tuzağa düşmeyesiniz diye bu kısa yazıyı yazayım dedim. Neden tuzak ?

Öncelikle gittiğiniz internet sitesinde gerçekten bu yapı olsa bile, ve sizi silenleri ve ya engelleyenleri görebilseniz bile neden hiç tanımadığınız birisinin websitesine şifrenizi yazmak isteyesiniz ki?

Bana gelen emaillarda ki site adresleri genelde www.kjntdm.info, www.ghjeusd.com vs gibi belli bir kelime değeri bile olmayan uydurma olduğu her halinden belli alan adlarından oluşuyor. Ve siz sadece çocukça bir egonuz için böyle bir adrese gidip email adresinizi ve şifrenizi yazdığınızda basınıza gelebilecekleri düşünelim.

Öncelikli olarak kullanıcı_adınız@hotmail.com adresinizin şifresini tanımadığınız birine yolladınız. İlk aşama da en bariz başınıza gelebilecek şey bu email adresinin ve buna bağlı olan messenger hesabınızın başkalarının eline geçmesi. Belki bu email adresini sadece arkadaşlarınızla yazışmak için, belki de iş için kullanıyorsunuz ancak ne amaçla kullanıyor olursanız olun sizin email adresinize izinsiz olarak birinin giriş yapması listenizdeki arkadaşlarınız mahremiyetine de zarar verecektir. Buraya kadar olan kısım başınıza gelebilecek en ufak zarar. Email adresinizi kaybettiniz ve arkadaşlarınızın email adresleri bütün spam listelerine eklettiniz.

Daha kötü ne olabilir? Bir çok internet sitesinde özellikle son dönem de piyasaya çıkanlarda, kullanıcı adı olarak email adresinizi kullanıyorsunuz ve eminim ki bir çoğunuzun her bir site için farklı bir şifresi yok. Yani siz aslında biraz önce hotmail adresinizi ve şifresini başkasına kaptırdığınız da bir çok siteye giriş için gerekli olan bilgileri de hiç tanımadığınız birine verdiniz. Facebook, myspace, mynet, google aklınıza ne gelirse. Bunun yanında belki de birilerine online bankacılık için gerekli olan bilgileri gönderdiniz!

Evet şimdi olay çok daha ciddi bir boyutta değil mi? Çok basit bir şekilde sizden şifrenizi alan web sitesi, belki de şu anda sizin hayatınızda önemi olan onlarca servise giriş için gerekli bilgileri sağladı, ve en önemlisi de belki banka bilgilerinize.

Lütfen bu tuzağa düşmeyin ve kişisel bilgilerinizi bu kadar kolayca vermeyin.

The Other Boleyn Girl (Boleyn Kızı) - Film

Guncel, Film Tanıtımları No Comments »

Film 29 Şubat’ta Amerikan sinemalarında vizyona girdi. Genel olarak güzel ve kendini izlettiren bir film. Kostümler, Scarlett Johansson’ın oyunculuğu size filmi izlettiren nedenlerin başlıcaları. Ancak filmin bir çok konuda eksisi fazla. En bariz ve beni en mutsuz eden iki konu Justin Chadwick’in yönetmenliği ve Natalie Portman’in oyunculuğu oldu.

Öyle ki; sanki yönetmen direk yataktan çıkarılıp sete getirilmiş ve ne olup bittiğinden haberi yok gibi davranmış. Filmde her iki dakika da bir yönetmenin kamerayı çiçeklerin arkası, yürüyen insanların arası, pencerenin çerçevesine koyması bir noktadan sonra ister istemez sizi sinirlendirmeye başlıyor. İki kardeşin baloda konuşurken kamera ile ana karakterler arasından otuz kere geçen insanlar yeter dedirtiyor. Bunun yanında çekimlerin sürekli olarak pencere kenarından, çiçek arkasından filan yapılıyor olması size Hitchcock’un çekimlerini hatırlatıyor. Ancak bir fark var tabii ki, Hitchcock bu çekimleri yaptığında birilerinin gizlice dinlendiğini vurgulamak için yapıyordu. Chadwick ne amaçla yaptı en ufak bir fikrim yok. Bir diğer beni mutsuz eden konu da Natalie Portman’in kendini hala Star Wars’da ki prenses sanıyor olması. İki film arasında yaklaşık 5000 senelik bir zaman farkı olması Portman’in oyunculuğunda hiç birşeyi değiştirmemiş.

Bu kadar güzel tarihi bir konu kullanılarak, bu kadar güzel bir kitabı işleyerek nasıl olupta bu kadar vasat bir film ortaya çıkardıklarını merak ediyorum. Film daha çok İngiliz tarihinin Brezilya dizisi formatında anlatılmış hali, zaman zaman da Seda Sayan’in sabah programlarında ki tadı yakalamak mümkün.

Random Acts of Cheetos - Kısaca RAoC

Cesitli Olaylar, Guncel No Comments »

Dün gece film arasında bir reklam girdi, başı enteresan gelince tamamını izledim reklamın. Heralde uzun zamandan beri izlediğim, tehlikeli bir biçimde en başarılı reklamlardan biriydi. Cheetos o çocuklara hitap eden komik kaplan ve rengarenk dünyadan sıyrılmış, yerine gayet karizma ve süper art niyetli harika bir kaplan gelmis.

Reklam serisi, HP, Saturn, Starbucks, Netflix gibi yine başarılı reklamlara imza atmış Goodby Silverstein tarafından hazırlanmış. Daha önce yaptıkları reklamlar gibi belli ki bu reklam için de büyük çaba sarfetmisler.

Turkcesi;
Kadin - Burada diger insanlarda camasirlarini yikamaya calisiyorlar.
Kaplan - Felicia, kurutucudakiler onun beyaz camasirlari

‘Uçan adam’ bilimi kilitledi - Hurriyet Gazete - Yalan Haber

Merak Ettiklerim, Guncel No Comments »

Ben bizim gazetelerin internet sayfalarında çıkan uydurma haberlere cevap yazacağım desem, sabah akşam uyumadan siteyi güncellemem gerekir. Bugün Hürriyet’te şu şekil bir başlık “‘Uçan adam’ bilimi kilitledi”. İnsan heyecanlanıyor tabii, bu başlığı okuyup bir de bilim dünyasının bu konuyla ilgilendiğini düşününce hemen açıp okuyorsun. Haberin devamı uçan insanlar, Hindu öğretiler vs şeklinde devam ederken şu şekil bir paragraf var yazıda;

“Chris Angel; David Coperfield ya da David Blaine gibi bir sihirbaz değil. Ama uçabiliyor. Ya da havada asılı durabiliyor. Tam bir ‘levitasyon’ ustası. Bilim adamları onun bu ‘uçuşlarını’ tekrar tekrar izlediler. “Gerçek mi?” sorusuna “Gerçek” dediler. Buna getirebildikleri açıklama ise beyin enerjisi ile yaratılan bir çeşit yerkeçimsiz ortam sayesinde ‘havada asılı durmanın’ mümkün olabileceği yönünde… Ancak bu beyinsel enerjinin nasıl oluşturulabildiği sorusu bir cevap bulamadı.” LINK

Bu tip doğa dışı olaylar uçan insanlar filan etkiler hepimizi, beni de etkiliyor. Ama bizim gazetelerimize o kadar bir güvenim yok ki, açtım araştırma yaptım internette. Tabii ki benim güvenmediğim kadar var, bu haber de yalan çıktı.

Olayın aslı -Criss Angel’in sitesinde anlatıldığına göre- şu şekilde; (adamın adının dogru yazılısı da “Criss Angel” bu sırada)

Giydiği pantalon özel, aslında iki ayakkabı tek bir ayağına bağlı ve gösteriyi arkası dönük olarak yapıyor. Yükselmeye hazırlandığı sırada bir ayağını çıkarıp önünde fonda saklı basamağa basıyor. Fakat ayakkabılar hala birbirine bağlı. Sonra basamaktaki ayağı ile yavaş yavaş kendisini yükseltiyor. Tabii arkadan görünüş -özel pantalonun katkısı ile- uçan bir adam şeklinde. Aşağıda ki videodan sizde gösterinin nasıl yapıldığını görebilirsiniz.

http://www.metacafe.com/watch/162401/criss_angel_spoiler/

Bu sırada hürriyet gazetesinin dediği gibi Criss Angel sıradan bir insan değil, o da gösteri dünyasında ve kendisi sihirbaz.

Biz bu saçma salak haberleri gazetelerde gördükten sonra bu gazetelerin politika, ekonomi vs gibi haberlerine nasıl güven duyacağız ayrı bir konu.

The Other Boleyn Girl - Milliyet Gazete - Uydurma Haber

Merak Ettiklerim, Guncel 1 Comment »

Bir kac zamandir eglence amacli olarak Milliyet Gazete’sini okuyorum. Hem haberlerin tarafliligi, hem haberlere yazilan yorumlar, hem de fotograf galerisi tam eglencelik. Ancak gecen gun oyle birsey okudum ki, “yuh artik daha neler” demekten kendimi alamadim.

Fotograf galerisine bir resim asilmis, resimde Scarlett Johansson’in goguslerine bakan Natalie Portman ile birlikte goruntulenmis ve altinda da hem sizi sinirlendiren, hem de gulduren su aciklama yaziyor.

Pornografik filmlerde oynayan oyuncularının hayatını anlatan ‘Other Boleyn Girl’ filminde başrolü paylaşan seksi yıldız Natalie Portman ve Scarlett Johansson, filmin galası için Berlin Film Festivali’ndeydi. Johansson’a göre daha rahat olan Natalie Portman, objektiflere böyle takıldı. Scarlett Johansson aynı zamanda Woody Allen’ın yönettiği ve Penelope Cruzla başrollerini paylaştığı “Vicky, Christina, Barcelona” adlı filmde de erotik sahnelerde boy gösterecek.

LINK

Inanilir gibi degil, hadi hic kitap okumamissiniz anlasilabilir hadi hic sagda solda filminde konusunu duymadin ona da tamam ama nasil olduda bu konuyu buldun. Nasil bir hayal gucu. Sanirim bu yaziyi yazanin; boyle bir filmde boyle iki tane guzel kadinin oynamasi gibi
bir fantazisi varmis, burada bunu dile getirmis.

Hatta bir karar verdim bu yaziyi yazarken, sadece Milliyet Gazetesini kullanarak bakalim gunde kac tane salak haber yazabilecegim.

Inanilir gibi degil.

Şimdi Ya da Asla

Guncel, Film Tanıtımları No Comments »

Hayatı sorgulamak için kendimizle baş başa kaldığımız anlar olur.
Bu anlar çoğu kere ya yaşadığımız acı tecrübelerin bitiminde ya da beklenmedik sevinçlerden sonra gelir.
Kim bilir kaç kez sorgulamışızdır yaşamakta olduğumuz hayatı. Yapmak istediklerimizi, yapamadıklarımızı, özlemlerimizi, hayal kırıklıklarımızı.

Bu sorgulamayı bu kez hiç beklemediğim bir zamanda, bir film sayesinde yaptım.
Geçtiğimiz günlerde vizyona giren, Jack Nicholson ve Morgan Freeman’ın baş rollerini paylaştıkları
“Şimdi ya da asla” adlı film.

“Edward ve Carter “, hayatları bir hastane odasında kesişmese asla tanışamayacak olan iki farklı insandır.
Edward zengin bir iş adamıdır. Para mevhumu yoktur. Carter ise sıradan bir araba tamircisidir.
Bunca yıllık hayatlarının ardından bir tek ortak paydaları vardır. Her ikisi de kanserdir ve bir süre sonra öleceklerdir. Bu yüzden yolları bir hastane odasında kesişir. İki adam bu dakikadan sonra ortak bir konuda birleşirler.
Geri kalan ömürlerini yapmak istedikleri her şeyi yaparak geçirmek istemektedirler. Kendilerine o zamana kadar yapamadıklarından oluşan bir liste hazırlarlar ve birlikte yolculuğa çıkarlar. Bu da onlara inanılmaz bir dostluğun kapılarını açar.”

Hayatımı tekrar sorgulayıp gözden geçirmeme sebep olan ise, filmin sahnelerinin birinde film kahramanı bu iki adamın sohpeti oldu:

Cennetin kapısında şu iki soru soruluyormuş:
- Hayattan yeterince keyif aldın mı?
- Hayatta yeterince keyif verdin mi?

Ben filmden çıktıktan sonra işin içinden çıkamadım.
Tabii ki hayattan keyif aldığım anlar oldu. Yeterince miydi? Bilmiyorum.
Ya keyif verdiğim anlar? Bu yanıtlaması daha da zor bir soru gibi geldi bana.Cevabını yakın çevremdekilere ve beni tanıyan dostlarıma sormak gerek her halde.

Ben bu sorulara yanıt arayadurayım, bence siz bu güzel filmi kesinlikle kaçırmayın. Filmi izledikten sonra eminim kendinizi aynı soruları sorarken bulacaksınız: .
“Hayattan yeterince keyif aldım mı?
Hayatta yeterince keyif verdim mi?” ve mümkünse bu sorulara vereceğiniz yanıtlar, içinize sinen yanıtlar olsun, çünkü dünyaya gelebilmiş olmak bile yeterince özel bir şanstır aslında.

Meraklısı için
Filmle ilgili Notlar :

Yönetmen Rob Reiner
Senaryo Justin Zackham
Oyuncular Jack Nicholson, Morgan Freeman, Sean Hayes, Beverly Todd, Rob Morrow
Filmin Türü Macera, Komedi
Orijinal Adı The Bucket List
Yapım Yılı 2007
Yapım Ülkesi ABD
Orijinal Dili İngilizce
Vizyon Tarihi 01.02.2008

Entries RSS Comments RSS Giriş

Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 3.0 United States
Bu sitedeki bütün yazılar
Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 3.0 United States
altında tescillidir.