Senden Vazgeçemedim !!!

Seninle ilk tanışmamızı hatırlıyor musun?
Ben hiç unutmadım biliyor musun?
15 ya da 16 yaşımda olmalıydım.
Gençtim, kanımın deli aktığı zamanlardaydım.
Gizli gizli buluşurduk seninle değil mi?
Nasıl da heyecanlanırdık, yakalanma korkusuyla.
Şimdi düşünüyorum da, bir araya geldiğimizde seni bilemem ama ben, çok çok mutlu olurdum.

Günlerden bir gün, anneme yakalanmıştık.
O zaman, oturduğumuz evimizin arka balkonundaydık seninle.
Ne ara girmiş annem içeriye fark edemedik.
Çok kızmıştı annem ikimizi bir arada görünce, “ Hayır, izin vermiyorum “ demişti sert bir dille. “ Bununla ilgili asla tavizim yok bilesin; bir daha ikinizi bir arada kesinlikle görmek istemiyorum” demişti, bağırmaya yakın bir ses tonuyla.
Uzun bir süre de takip etti ikimizi, bir araya geliyor muyuz diye, hatta tüm komşuları bile uyarmıştı seninle görüşmemize engel olmak için.

Üniversite yıllarımız, özgürlüğümüz olmuştu. Hiç kimse görüştüğümüzü bilemedi seninle.
Bazen sabahlara kadar ders çalıştık, bazen hovardalık yaptık birlikte. İşte o üniversite yıllarından sonra, artık hiç kopamadık. Öyle güçlü bir bağdı ki aramızdaki, istesek de kopamazdık.

Bir gün çok kızmıştım sana. Senle olan ilişkimi bitirmeye ilk kararı o gün vermiştim.
Senin yüzünden hastalanmıştım çünkü.
Uzun süre görmek istememiştim seni. Oysa o kadar alışmıştım ki sana ne yazık ki o “ Uzun Süre” ye çok fazla dayanamadım.

Düşünüyorum da, sen aslında hiç dost olmadın bana.
Dost gibi görünenlerdendin.
Ben seni kendimce dost bildim, iyi günümde de, kötü günümde de sana sarıldım.
Sen ne yaptın?
Sinsice kullandın iyi niyetimi.

Şimdi yolun yarısını çoktan geride bıraktığım yaşlarımdayım.
Bakalım sürem ne zaman dolacak?
Geçenlerde, doktora gittim kontrole.
Uzun uzun muayene etti beni doktorum.
Sonra yüzüme soran gözlerle ve üzgün bir ifadeyle bakarak “ Bu kadar ne yaptın ciğerlerine ?” dedi.
Seni çıkarttım cebimden, masanın üzerine koydum, “ Ben değil doktor, o yaptı “ dedim. Sen ise bana masanın üzerinden, doktora belli etmeden gülümsüyordun.

Ömrümü kısalttın, ciğerlerimi kararttın ama … ah sigaram ben senden vazgeçemedim!!!

ÖZLEM’İN “BLOG”NOTU 1: Bu yazı her günkü yürüyüş yolumda rastladığım, düzgün giyimli, 15- 16 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir delikanlıyı, kaçamak hareketlerle sigarasını yakıp, keyifle içerken gördükten sonra yazıldı.

ÖZLEM’İN “BLOG” NOTU 2: Bu satırların yazanı sigara içmemektedir

ÖZLEM’İN “BLOG” NOTU 3: Veee elbette ki blog önerilerim:
Mercimek’in Annesi Sevgili, Aygoz Asya’dan : Bir Avuç Deniz Suyu Avuçlarımda . .. :http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=39268
Sevgili Fulya’dan Annem ve Kitaplar :http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=2392 ( Dilerim biz de çocuklarımıza annen gibi bir örnek olabiliriz Fulya’cığım ).

Kırkınca, Kirkince, Çirkince

Gezmek için gittiğiniz yerlerde sürekli yaşama isteği duydunuz mu hiç?

Ya da bu yerlere karşı aidiyet duygusu hissettiniz mi?

Gönülden bağlandınız mı üç gün için tatile gittiğiniz bir yere?

Üç günle yetinmeyip tatili uzatmak istediniz mi?

Ve yıllar sonra özlem duyup da tekrar gidip görmek istediniz mi?

İzmir’in Selçuk İlçesi’ne bağlı ve Selçuk’a sekiz kilometre uzaklıkta olan eski bir Rum köyü olan Şirince’den söz ediyorum. Bana yıllar sonra eski bir dost gibi kendini özleten Şirince’den.

Ülkemin her bölgesi özeldir anlamlıdır benim için, ancak Batı Anadolu daha bir anlam taşır. Uzun yıllar iç içe yaşamış, güzel dostluklar kurmuş insanların savaş yüzünden birbirine düşman olduğu,yine savaş yüzünden yaşadığı yerlerden vazgeçmek zorunda oldukları topraklardır oralar. İşte biraz da bu yüzden görmek istemiştim Şirince’yi yıllar önce.

Denizden yaklaşık 650 metre yüksekte olan, bir vadinin güney ve doğu yamaçlarına kurulmuş olan Şirince Köyü’nün kuruluşuna dair çeşitli söylemler var.
Kırk kişilik bir aşiret tarafından kurulduğu söylenen Şirince’nin kuruluşunun 5. yüzyıla kadar dayandığı rivayet ediliyor.

1924 Türkiye – Yunanistan mübadelesi öncesi 1800 haneli bir Rum köyü olan Şirince’ye mübadele ile birlikte Rum’ların ayrılmasıyla, Müştiyan ve Somokol köylerinden gelenlerin yerleşmesi sağlanmış. Adı Şirince olana kadar bir çok isim almış. ‘’ Kırkınca’’, ‘’Kirkice’’, ‘’Çirkince’’ gibi. Yine rivayete göre burada yaşayan halk, köyün güzelliğinden ötürü kimseler gelip yerleşmesin diye özellikle ‘’ Çirkince’’ diye adlandırmış köyü. En sonunda dönemin İzmir Valisi Kazım Dirik köye şimdiki adını ‘’ Şirince’’ yi vermiş.

Şirince’ye gidildiğinde ilk göze çarpan eski Rum evleri oluyor. Çok kısa bir süre içinde, doğanın bu güzel köye aslında biraz torpil yaptığını fark ediyoruz. Denize kadar uzanan Efes Ovası, zeytinlikleri, bahçeleri ve üzüm bağlarının mükemmel uyumu, kelimelerle ifade edilemez bir duyguyla sarıveriyor yürekleri. Huzur mu, dinginlik mi, doğa tutkusu mu tanımlanmaz bu duygu oralarda biraz daha kalmak, tatili biraz daha uzatmak, hatta mümkünse oralara yerleşmek isteği uyandırıyor.

Tarihi ve bembeyaz Rum evlerinin yanında, mükemmel çöp kebabı, ev yapımı şarapları, köy ürünleri, doğası ile bir daha hiç kopamayacak bir bağ oluşuyor Şirince’ye dair.

Cennet burası olmalı diye düşünüyor insan, tıpkı çocukluğunun önemli bir bölümünü Şirince’de geçirmiş, Yunan yazar Dido Sotiroyo’nun unutulmaz eseri ‘’ Benden Selam Söyle Anadoluya’’ da sözünü ettiği gibi: Şu yeryüzünde cennet diye bir yer varsa bizim Kırkınca – Şirince ‘nin cennetin bir parçası olması gerekir.’’

Mutlaka ama mutlaka en azından bir kez ( aslında bana sorarsanız birkaç kez) görülmesi gereken bu güzel Rum Köyü’ne yolunuz düşerse mutlaka gidin. Hatta yolunuz düşsün diye elinizden geleni yapın, pişman olmayacaksınız.

Özlem Akaydın

Ulupinar’da Bir Pazar

Antalya gibi, Torosların eteğine kurulmuş, turizm cenneti bir şehirde yaşarken tatili günlük hayatla birleştiriveriyor insan. Örneğin sabah erken kalkıp önce denize sonra da işe gidebilme ayrıcalığı sanki sadece Antalya’lılara verilmiş bir armağan gibi. Bunun dışında o kadar çok otel, tatil köyü vb. alternatifler var ki Antalya’ da tercih tamamen kişinin kendisine kalmış.
Sürekli Antalya’da yaşıyorsanız bir de şehrin doğal güzelliklerinin farkındaysanız, bir süre sonra bu güzellikleri tek tek keşfetmek bir tutku haline gelebiliyor. O zaman da hafta sonları bir kurtarıcı gibi yetişiveriyor ve bu doğal güzelliklerle buluşma olanağı verebiliyor insana.
Geçtiğimiz hafta sonu, aslında adını sürekli duyduğum bir doğa cennetine gitme fırsatı buldum.
Antalya - Kumluca karayolu üzerinde, Kemer’i geçtikten sonra, Çıralı Sapağı’na gelmeden 3 km önce bulunan Ulupınar Köyü’ne gittim.
Anayoldan ayrılıp giderken arabayı durdurup çam ağaçlarının kokusunu içime çektim önce. Sonrasında ilgimi çeken buz gibi suyu oldu. Toroslar’dan gelen bu suyun yaz kış soğuk olduğunu söylediler.
Şelalelerin ve derelerin üzerine balık çiftlikleri açılmış.
Balık çiftliklerinde, gelen konukların rahat etmesi için tasarlanmış restoranlar, gün boyu alabalık servisi yapabiliyor. Akdeniz mutfağının tüm güzelliklerini bulabilmek mümkün. Balıkla arası hoş olmayanlar da üzülmesinler, doğu bölgelerimize özgü tatları, kebap çeşitleri, lahmacun çeşitlerini de bulabilmek mümkün elbette. Ne yenirse yensin, yemeğin yanında farklı lezzetteki yoğurtlardan yapılmış üzeri köpük dolu buz gibi ayran ve yemeğin ardından Türk kahvesi mutlaka içilmeli.
Bir başka alternatif daha var bu balık çiftliklerinde, balık avlamayı sevenler arzu ettikleri takdirde bu imkana da sahipler. Çiftlikten kiralanacak bir olta ile gün boyu balık avlamak hatta avlanan balıkları pişirip yemek de mümkün. Bu da balık avlamayı hobi edinmiş yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor.
Ulupınar ve oralara kurulmuş balık çiftlikleri bende saklı bir cennet izlenimi bıraktı. Doğal güzelliğinin yanında servisinin mükemmelliği, insanda oralara günü birlik değil de gidip bir kaç gün kalma isteği uyandırıyor. Yolunuz Antalya’ya düşerse, ya da Antalya’da yaşıyorsanız kaçırmayın bu cenneti derim.

Özlem Akaydın

Boleyn Kızı

Mary Boleyn kraliyet sarayına geldiğinde 14 yaşındadır.

Bir anda Kral VIII. Henry’nin gözüne girmeyi başarır. Çok da büyük bir ilgi görür kraldan.

Bir yandan krala aşık olurken, diğer yandan kraliçe olmaya hazırlar kendini yavaş yavaş. Bu role iyiden iyiye kaptırır kendini. Ancak an gelir, kralın kendisine olan ilgisi azalmaya başlar. Bu noktada yeni bir rakibi vardır artık. Çok yakından tanıdığı bu rakip, kız kardeşi Anne Boleyn’ den başkası değildir.

İçinde bulunduğu durumun karmaşık bir hal aldığını fark ettiğinde, genç kız kendi kaderini kendi yönlendirmeye başlayacaktır.

İki kız kardeşin aşk ve hanedan rekabeti, Philippa Gregory tarafından kaleme alınmış.

Orijinal adı “The Other Boleyn Girl” olan Boleyn Kızı ayrıca 2007 ‘nin Aralık ayında sinema severler ile de buluşacak.

Boleyen’in iki kızını, Scarlett Johansson ve Natalie Portman Oynayacak. Natalie Portman aslında, “ Star Wars” serisinden de tanıdık bir yüz.

Boleyn Kızı Tarihi roman tutkunları için şahane bir roman olmuş.

Bir de merak konusu var tabii.

Filmi de roman kadar güzel olacak mı?

Ubuntu - .flv (Google Video) dosyasını .mpeg dosyasına çevirmek (FFmpeg)

FFmpeg, ses ve görüntü dosyalarınızla hemen hemen her türlü işlemi rahatça yapmanızı sağlayan çok kullanışlı bir program. Bir sesi ve ya görüntüyü kaydedebilir, dosya türlerini değitirebilir, hatta internet üzerinde yayın yapan televizyon veya radyoyu bilgisayarınıza kaydedebilirsiniz. FFmpeg, şu ana kadar çıkmış en başarılı ses/görüntü library ve codec sahibi libavcodec kullanıyor. Bu program her ne kadar Linux altında Linux için geliştirilmiş olsada, Windows dahil bir çok işletim sistemi için değişik sürümlerini bulabilirsiniz.

FFmpeg’i Ubuntu’ya kurmak için,
$ sudo apt-get install ffmpeg

.flv dosyalarını .mpeg dosyasına çevirmek için,
Öncelikle çevirmek istediğiniz .flv dosyasını internetten download edin ve kaybetmeyeceğiniz bir yere kaydedin. Sonra bir terminal penceresi açıp dosyanın bulunduğu klasörün altına gidin.

$ ffmpeg -i komik.flv -ab 56 -ar 22050 -b 500 -s 320×240 komik.mpg

komik.flv dosyası sizin .mpeg’e çevirmek istediğiniz dosya, kaynak adı doğru olduğu sürece ve output dosyasının uzantısı .mpg olduğu sürece büyük ihtimalle herşey sorunsuz çalışacaktır.

-b bitrate: set the video bitrate in kbit/s (default = 200 kb/s)

-ab bitrate: set the audio bitrate in kbit/s (default = 64)

-ar sample rate: set the audio samplerate in Hz (default = 44100 Hz)

-s size: set frame size. The format is WxH (default 160×128 )

Ubuntu - .rpm paketlerinin kurulumu

Bazen işinize çok yarayacak ancak sadece .rpm paketi olarak gelen yazılımlara denk gelebilirsiniz. Ubuntu, debian tabanlı bir işletim sistemi olduğu için, bu programların kurulumunu .rpm paketleri ile yapamazsınız. Size bu iş için .deb uzantılı kurulum paketleri gerekmektedir. .rpm paketlerini .deb paketlerine çevirmek için Alien isimli programı kullanabilirsiniz.

Alien; rpm, dpkg, stampede slp, ve slackware tgz dosya türlerini birbirlerine dönüştürebilen bir yazılım. Başka bir Linux sürümü için yazılmış bir paketi, Alien kullanarak sizin kullandığınız sürümdeki pakete çevirebilirsiniz. Alien, her ne kadar milyonlarca Linux kullanıcısı tarafından kullanılsa da hala çok deneysel bir yazılım. Bu yüzden yazılımda bir çok bug ve limit var.

Uyarı: Alien asla önemli sistem paketlerini değiştirmek için kullanılmamalıdır. Bu paketlerin çoğu her Linux sürümü için farklı hazırlanırlar. Dolayısı ile, Red Hat için hazırlanan bir sistem paketi her ne kadar sorunsuz olarak Alien tarafından Ubuntu’ya uygun hale getirilse de, bu dosyanın kurulumundan sonra sistem hatası alacağınız garantidir.

Alien’in Ubuntu uzerinde kurulumu
$ sudo apt-get install alien

Bu satır ile kurulumunuz tamamlanmış olacak. Artık .rpm dosyalarınızı .deb’e çevirebilirsiniz.

Alien’in kullanımı ile ilgili örnekler
.rpm dosyalarını .deb’e çevirmek
$ sudo alien -d package-name.rpm

package.rpm’i package.deb doyasina cevirip kurmak
$ sudo alien -i package-name.rpm

Eğer Alien’in, değiştireceğiniz paketin sürümünü değistirmesini istemiyorsanız
$ sudo alien -k rpm-package-file.rpm

Buyukada, Istanbul - Buyuk Tur Haritasi




Ubuntu Root Hesabi

Ubuntu hakkında son dönemlerde en çok sorulan sorulardan biri, işletim sisteminde kurulum aşamasında root kullanıcısının neden olmadığı hakkında. Linux kullanmaya yeni başlayanlar zaten forumlardan okuduklarını takip ederek bunu kendilerine fazla dert etmeden bilgisayarları kullanıyorlar. Daha tecrübeli kullanıcılar da zaten Linux kullanabildikleri için kendilerine bir çözüm buluyorlar.

Ubuntu, daha kurulum sırasında root hesabının kullanımını kapatıyor. Root hesabı yerine kullanıcıların root işlemlerini yapabileceği sudo komutunun kullanımına bizi alıştırmaya çalışıyor. Ubuntu 6.06 sürümünden itibaren kullanıcılar sudo komutunu kullanıp, daha sonra kendi hesaplarının şifresini girerek root işlemlerini yapabiliyor.

Her ne kadar bu son kullanıcıların 99.9% için gayet kullanışlı olsa da, benim gibi bazı kullanıcılar yazdıkları her satırın başına sudo eklemek istemiyorlar. Malum bazı alışkanlıkları değiştirmek çok zor.Peki root hesabını etkinleştirip shell penceresinde superuser olarak Ubuntu Linux’u kullanmak için ne yapmak gerekiyor. Yapmanız gereken çok basit,

$ sudo passwd root

Bu komuttan sonra öncelikle kullandığınız kullanıcı hesabının şifresini girmeniz gerekiyor. Şifreniz kabul edildikten sonra root için kullanmak istediğiniz şifre ve arkasından onayı soruluyor. Root için bir şifre seçtikten sonra root olarak kullanmak istediğiniz terminal penceresine aşağıdaki komutu yazarak root olarak bütün işlemlerinizi yapabilirsiniz.

$ su -

Eğer ilerleyen zamanlarda herhangi bir sebepten dolayı root hesabını disable etmeniz gerekirse,

$ sudo passwd -l root ( - isaretinden sonraki kucuk L harfi)

Root sifresini kullanarak XServer kullanabilir miyim ?
Evet eğer arzu ederseniz sistem ilk açıldığında login penceresine kullanıcı adı olarak root ve şifresini yazıp grafik arayüzlü Linux’u root hesabı ile kullanabilirsiniz. Ancak bu bence hiç iyi bir fikir değil, hatta bence çok kötü de bir fikir.

Ubuntu - FTP Yazılımı Yükleme

Linux için bir çok FTP yazılımı var ancak ben burada sadece benim sevdiğim iki tanesinin kurulumunu yazıcam. Bu ikisi içerisinden siz kullanımı en rahat olanını seçip onu kullanmaya devam edebilirsiniz. Benim şu anda sistemimde kullandığım FTP program gFTP ancak bazı güzel özellikleri ile acaba FileZilla mı dediğimde oluyor.

gFTP
Kurulum için,
$ sudo apt-get install gftp
Yazılımı kaldırmak için,
$ sudo apt-get remove gftp

FileZilla
Kurulum için,
$ sudo apt-get install filezilla
Yazılımı kaldırmak için,
$ sudo apt-get remove filezilla

Ubuntu - JEdit Kurulumu

Bu işleme başlamadan önce Java Kurulumunu tamamlamanız gerekli. Bu linkte yazanları tamamladıktan sonra,

Jedit kurulumu için gerekli repository satırını sources dosyasına ekleyelim,

$ sudo gedit /etc/apt/sources.list

yazarak repository listesini açın ve aşağıdaki satırları listenin sonuna ekleyin.

deb http://dl.sourceforge.net/sourceforge/jedit ./
deb-src http://dl.sourceforge.net/sourceforge/jedit ./

bu dosyayı save edip, kapatın. Jedit’i kurmak için terminal penceresini açarak.

1. $ sudo apt-get update
2. $ sudo apt-get install jedit

Tercihe bağlı olarak, Jedit’in yeni dosyaları açarken mevcut pencereleri kullanmasını istiyorsanız,

1. $ sudo gedit /usr/bin/jedit

dosyasını açıp,

... ${JEDIT} -jar "/usr/share/jedit/jedit.jar" $@

satırını

... ${JEDIT} -jar "/usr/share/jedit/jedit.jar" -reuseview $@

satırı ile değiştirin.